Aşk denilen duygu aslında türün içgüdüsü

siyah-beyaz_at_Nettekeyif.net

Alışveriş merkezleri, bilbortlar, totemler sevgililer gününe ilişkin reklamlarla dolup taşıyor. Peki hiç sevgililerin ve tüketimin ana maddesi aşkın neden kaynaklandığını düşündünüz mü?

Önce kısaca’aşk’ adı verilen duygunun etki alanından bahsedelim. İnsan üzerinde bu kadar etkili olan aşk hiç şüphesiz tarih boyunca insanlık tarafından yaratılanlara da etki etmiştir. Aşk yeri gelmiş insanların mücadelelerine, hatta halkların savaşına neden olmuş, yeri gelmiş savaşanların barışa vesile olmuştur. Kimi imparatorlukların oluşmasının nedenlerinden biri olan aşk kimi devletlerin ise yok olmasının sebebi olmuştur. Kimi insanlar aşk sayesinde hayatta başarılı olurken, kimi insanlar aşk yüzünden mecnun, sefil olmuştur. Aşk insanlara öyle şeyler yaşatmıştır ki kimi yaşantılar kuşaktan kuşağa bıkmadan usanılmadan aktarılan hikayelere dönüşmüş, bu hikayelerden esinlenen insanların ortaya çıkardığı eserler ise sanata öncü olmuştur.

HAYATIN KALPAZANLIĞI

İnsanlar hemen hemen her zaman, içinde aşk olan ya da aşka değinen şeylere ilgi göstermişlerdir.  Sanatçılar, yarattıkları eserlere ilgi duyulmasını takdir etmesini istemeleri nedeniyle, en çok aşk temasını işleyen eserler vermişlerdir. Çoğu sanatçı, yazar, düşünür, aşkı kullanarak ilgisini topladıkları kalabalıklara asıl söylemek istediklerini aşk konusu içinde söylemişlerdir. Tarih boyunca hemen hemen bütün egemenler, iktidarlarının yararına aşkı kullanmak istemişlerdir. Aşkın gücü kapitalistlerin de dikkatini çekmiştir. Her şeyi kullanan   zamanımızın egemenleri, aşkı da ıska geçmemiş üstünden çok büyük rantların sağlandığı bir endüstri haline getirmiştir. Zamanımızın egemenleri sistemle uyumlu kıldıkları aşk biçimlerini ellerindeki kitle iletişim araçlarının aracılığıyla insanların bilinçlerine empoze etmek istemektedirler.  Adorno’nun çok haklı tespitiyle kitle iletişim araçlarından, sanki doğal hayat yansıtılıyor gibi gösterilerek aşkın dolayısıyla hayatın kalpazanlığı yapılmakta, insanlara yeni yaşam biçimleri aktarılmaktadır.

GERÇEĞİN YERİNİ ALAN TAKLİT

Kitle iletişim araçlarından yansıtılan aşk kültürünü sistemle edilgen bir şekilde alan bireylerin bilinçlerinde gerçek simülasyonlarla yer değiştirmektedir. Bu tipler kitle iletişim araçlarındaki simülasyonların yansımaları haline gelerek, konformist, apolitize olmuş şeyleşmiş zavallılar haline gelmektedirler. Bu insanlar için hayatın tek gayesi artık aşk, aşk için statü ve tüketim olmuştur. Bu tipler kendileri olmaktan çıkmakta, sistemin görünür kıldığı ikonların başarısız kopyaları haline gelmektedirler.

Baudrillard’ın  belirttiği gibi, kitle iletişim araçları aracılığı ile gerçek gerçekliğini yitirerek gerçek olmayanın kopyası haline gelmektedir. Bu tür insanların birbirleri arasında ki aşk olarak tanımlanan şeyler, iç derinlikten yoksun, sahte davranışlarla süslü, kendileri dışındaki insanlara gösteriş amacıyla yaşanan, en önemlisi kendileriyle özdeşleştirdikleri simülasyonları taklit etmekte oldukları her edalarından belli olan şeyleşmiş ilişkilerdir.  Bu tipler kendi yaşantılarını değil gerçeğin taklitlerini yaşamaktadır.

META FETİŞİZMİ ŞENLİĞİ

Özellikle, yılbaşı, sevgililer günü meta fetişizminin yegane şenlikleri olarak adlandırılan günlerde aşk ile anlamlandırılan metalar bu tipler tarafından şuursuz bir şekilde tüketilmektedirler. Bu tip insanlar egemen sınıf tarafından tasarlanmış günlerde tanıdıkları insanlara aşkla anlamlandırılmış eşyalar satın alarak, duygularını eksiksiz biçimde ifade edeceklerini, kendilerini ve eşya satın aldıkları insanları mutlu ettiklerini düşünmektedirler. Ama şunları düşünmemektedirler:  Hediye alamayan insanların aşklarını, mutluklarını, aldıkları kullanışsız hediyeye verilen parayla Suriyeli kaç çocuğun donarak ölmesine mani olunacağını, ezilen insanları, aldığı anlamsız hediyeyi üreten insanların yaşam kalitelerini ve çalışma şartlarını ve gasp edilen artı değerleri…

BAŞKALARI TARAFINDAN BELİRLENEN HAYATLAR

Her gün, gün boyunca alışveriş merkezleri televizyonlardaki tiplemelere benzeyen bireyler tarafından doldurulurlar. Bu bireyler kitle iletişim araçlarından içselleştirdikleri kurgulardaki gibi yaşayabilmek için tüketim yaparlar. Egemenlerden öğrendikleri aşkı yaşamak karşı cinslerinden birilerini etkileyebilmek gayesi ile yaşamak istedikleri kurguların ikonları gibi görünüp hareket edebilmek için tüketim üzerine kimlikler inşa ederler. Onlara göre insanlar giydikleri tişörtler, ayakkabılar, pantolonlar, dinlediği müzikler ve benzedikleri starlardır. Bu tür insanlar sosyal adaletsizlik, işsizlik gibi kendi başlarına da bela olan toplumsal sorunların nedenine, kız(erkek) arkadaşlarını düşündükleri zamanın milyonda birini bile ayırmamaktadırlar. Eskaza sosyal sorunlara yönelik sohbetlere katılmak zorunda kaldıkların da ise konuya yüzeysel bakarak, populist ve şovenist sloganlarla konuşmakta böylece diğer insanların sessiz kalması sayesinde takdir edildiklerini sanmaktadırlar. Ama bütün toplum bu türde kendi benliğine yabancılaşmış insanlardan oluşmamaktadır. Kitle iletişim organlarından ve diğer yollardan aktarılan kültürü olduğu gibi almayan, muhalif anlamlarda üreten insanlar da vardır. Bu muhalif insanlar aşkın simülasyonlarını değil bizzat aşkı yaşamaktadır.

Peki, günümüzde bir silah haline getirilmiş, insanları yaşadığı dünyadan soyutlama gücüne sahip olan, kapitalistler tarafından bu kadar işlevsel kullanılan aşk gerçekte nedir? Neden kaynaklanır?  Gücünü nereden alır?

AŞK GÜCÜNÜ YOK OLMA KORKUSUNDAN MI ALIYOR?

Tarih boyunca aşkı konu alan birçok eser yazılsa da bu eserler aşkı yaşayanların yaşantılarını anlatmış, aşkın gerçekte ne olduğuna dair sorular Schopenhauer’a kadar pek sorulmamıştır. Bu sorulara tam manasıyla karamsarlık felsefesinin babası Schopenhauer cevap aramıştır. Aşkın Metafiziği adlı eserinde aşkın ne olduğuna, neden kaynaklandığına ve gücünü nereden aldığına dair şu şekilde fikirler üretmiş ve açıklamalar yapmıştır:

Arthur Schopenhauer’e göre bütün canlılar içlerinde yok olma korkusu yaşarlar. Bu korkudan kurtulmanın yolunu da doğalarında zaten var olan bir duyguya bilinçli ya da bilinçsiz olduğundan daha fazla anlamlar yükleyerek çözüm üretirler. Bu çözüm soyunun devam etmesidir.

Schopenhauer, Aşk gelecek neslin ortaya çıkışını amaçlayan duyguların türün iradesi güdümündeki davranışlarıdır, der. Düşünür “Bütün aşk serüvenlerinin son amacı gelecek kuşağın ortaya çıkmasından yaratılmasından başka bir şey değildir” demektedir.

Filozofa göre, aşk sayesinde amacına ulaşan insan, dünya üzerinden maddi manâda silinse de gelecek nesillerin genetik yapısı içersinde kendinden bir şeyler olmaya devam edecektir, yani böylece bir nevi yok olmaktan kurtulmakta ölümsüzlüğe kavuşmakta, var olmaya devam etmektedir.

TÜRÜN İÇGÜDÜSÜ

Schopenhauer, insanın çok az içgüdü etkisinde bulunduğunu; ancak yok olma korkusundan kaynaklanan ve gelecek neslin olabilecek en kusursuz biçimde var olabilmesini amaçlayan bir güdünün büyük etkisi altında olduğunu öne sürer. Düşünürün “türün istenci” adını verdiği bu güdü o kadar güçlüdür ki yaşamın büyük bölümünde insanın bütün varlığını sarmalayarak gelecek neslin ortaya çıkış eylemini yerine getirene değin neredeyse tüm davranış ve duyguların yön vermektedir.

Schopenhauer’a göre, canlılar hayatlarının büyük bölümünde türün istencinin güdümü altında aşkı ararlar. Aşkı bulan canlılar, seçtikleri eşe türün istenci etkisiyle aslında olmayan yüceltici özellikler yüklerler. Canlı aşk sayesinde gelecek neslin ortaya çıkış amacına ulaşırsa, türün istencinin etkisinden bir süreliğine kurtulur ve seçtiği insana olduğundan daha fazla olumlu özellikler yüklediğinin farkına varır. Bunun sonucu seçtiği eşin diğer insanlardan pek farklı olmadığının ayırtına vararak aldatıldığını düşünür, mutsuz olur. Mutluluğu bulabilmek için türün istencinin etkisine kısa süre sonra tekrar kapılan canlı yeni aşk arayışına girer. Yeni bir aşk bulur yada bulamaz yaşam arayış içinde devam eder gider. Tüm bu sürecin nedeni bilinçaltında yer alan türün istencinin, gelecek nesiller içinde olabilecek en iyi ve en uzun süre devam edebilecek bir soy için şansını daha fazla arttıra bilmek isteğidir.

Karamsarlığın babasına göre, insanlar birbirleriyle en iyi soya sahip olunmasını sağlayacak en kusursuz eşler için yarış halindedir. Bu yüzden de her gün insanlar arasında aşk yüzünden çatışmalar oluşmakta ve ölümler yaşana gelmektedir.

Schopenhauer’e göre her insan soyunun olabilecek en iyi biçimde devamını sağlayacak eş de genelde aynı özellikleri arar. Ancak bazen insanlar eşlerini birbirlerinin eksik yönlerini tamamlayacaklarını düşünerek de seçebilirler. Bu düşünceyi daha anlaşılır kılmak için açarsak, canlı seçeceği eşte, güzellik, kuvvet, sağlık gibi genel olarak aranan özelliklerin yanı sıra kendinde bulunmayan ancak eşinde abartılı bulunan (Kısa boylu erkeklerin, uzun boylu kadınları ya da iriyarı kadınların sıska erkekleri seçmeleri ) özellikleri ararlar. Böylece gelecek neslin tür için kusursuz kabul edilen bir biçimde oluşacağına inanırlar.

KADINLAR ENTELEKTÜEL ERKEK ARAMAZ

Gelecek neslin uzun süre devam etmesi için mümkün olacak en kusursuz biçimde oluşması gerekir. Bunu için erkekler kadınlarda şunları arar: sağlık (Gelecek neslin uzun süre yaşaması ve nesli bir sonraki kuşağa aktara bilmesi için sağlıklı olması gerekir) yaş(50 yaşını aşan kadınlar erkekler tarafından asla cazip görünmemektedir; çünkü üreyemezler üreseler bile sağlıklı ve kuvvetli bir çocuk dünyaya getirmeleri çok zordur.), doğurganlıkla ilgili özellikler olan geniş kalçalar, dolgun göğüsler ( Büyük kalçalar doğumun daha rahat geçmesi ve doğum sırasında anne veya çocuğa zarar gelmemesinin gerekliliği hissedilerek istenir. Göğüsler ise çocuğun dünyadaki il zamanlarında gıdasız kalmaması bol süt alarak daha kuvvetli ve sağlıklı olması gerekliliği hissedilerek istenir.) güzellik(Kalıtsal olarak gelecek nesle geçen çirkinlik bir sonraki kuşağın eş bulmasını ve üremesini zorlaştırır dolayısıyla neslin ömrü kısa olur. Ayrıca çirkin ve sağlıksız görünen dişler, deri birçok hastalığın nedeni veya belirtisi olabilir.) Kadınlar ise erkeklerde şunları arar: kuvvet( Kuvvet olmazsa ne doğru düzgün beslenebilir nede sorumluluğunu aldığı dişiyi ve çocuğu besleye bilir. İyi beslenilemezse de sağlık yitirilir, yaşam kısalır, neslin geleceği tehlikeye girer. Günümüzün kuvveti paradır) zeka (Zekilik, bol ve sağlıklı beslenmeyi sağlar. Gelecek nesil iyi beslenirse sağlıklı güçlü olur. Ayrıca günümüzün kuvveti paraya zeka ile erişile bilinir. “Entelektüellik kalıtsal olarak gelecek nesle geçemeyeceğinden kadınlar tarafından aranan bir özellik değildir”), yaş(Kadınlar erkeklerin olgunluk dönemi olan 30 ile 50 yaş aralığındaki erkekleri öncelikli tercih etmektedirler; çünkü bu yaştaki erkekler genelde yaşamsal bilgi ve güçlerinin zirvesindedirler.)

EŞLERİMİZİ ÖZ İRADEMİZLE Mİ SEÇİYORUZ?

Schopenhauer’a göre, insanlar eşlerini kendileri için, kendi öz iradeleriyle seçtikleri yanılgısı içindedirler. İnsanlar bu yanılgı içersinde aşık oldukları kişilerin, dünyada eşi benzeri olamayan, kendileri için yaratılmış mükemmel varlıklar olduğunu duyumsarlar. Sadece aşık oldukları insanla birlikte olurlarsa mutlu olabilecekleri saplantısına kapılırlar. Aradıkları bütün haz ve mutlulukları sadece aşık oldukları eşte bulacaklarını hissederler. Aşık oldukları kişilerle birleşmelerine engel olabilecek normların veya kuralların önemsiz olduğuna inanırlar.  Aslında tüm bu hisler ve düşünceler türün istencinin amacına ulaşmak için duyumsattığı sahte, yanlış duygu ve düşüncelerdir. Çünkü türün istenci insanın benliğini o kadar sarmalamıştır ki her şeyin üstünde yer alır, isteklerini yaptırır. Türün istencinin ası aması şu gibi dürtüleri dayanır: Soyunun devam etmesi şu an yaşanılan hayattan daha önemlidir. Nede olsa insanın hayatı eninde sonunda sona erecektir. Ancak soy uzun yıllar hatta sonsuza kadar devam edebilir…

FİLOZOFTAN EVLİLİK TAVSİYESİ

Schopenhauer, türün istencinin etkisiyle yaşanan aşkların neden olduğu mutlu evliliklerin yeryüzünde en ender rastlanan şeylerinden biri olduğunu söyler.  İnsanlar, genelde türün istencinin etkisiyle, kültürü, inanışları, inançları düşünceleri kendilerinden çok farklı insanları; dış görünüşlerine, sağlıklı yapılarına aşık olarak eş olarak seçip evlenmektedirler. Çünkü türün istenci gelecek neslin ortaya çıkışı eylemine değin bütün düşünsel ve kültürel farklılıkların üstünü örtmektedir. Aşıklar birbirlerine kur yaptıklarından düşüncelerini, karakter yapılarını gelecek neslin ortaya çıkış eylemini yapana kadar bilmemektedir. Bu yüzden birçok Sokrates İxsamilite seçmiştir. Kültürlü, idealist birçok insan dış görünüşlerinden dolayı cahil, maddiyatçı, çıkarcı kişilerle evlenerek hayatı kendilerine zehir etmiştir.   Hem dış görünüş bakımından güzel sağlıklı hem de düşünsel ortak yönleri bulunan eşlerin birbirlerini seçmeleri çok zordur. Genelde insanlar düşünsel olarak birliktelik sağlayamadıkları insanlarla evlenmektedirler. Bu tür evliliklerde bir tarafın istekleri, arzuları yerine getirilirken diğer taraf sindirilmektedir. Bu şekilde yürütülen evlilikler mutsuz olunan, monoton birlikteliklerdir. Schopenhauer, bize bu tür evliliklerden sakınmak için şu şekilde bir tavsiyede bulunur: Evleneceğiniz insanı bizim yerimize, bizi yakından tanıyan insanların (çünkü bu insanlar bize eş seçerken mantıkla hareket ederek, türün istencinin etkisinde kalmazlar) seçmesinin daha iyidir.

DİP NOT

Evet, Schopenhauer aşk konusunda genel olarak bunları düşünmektedir. Fakat yazıya bir dipnot düşmek istiyorum. Çünkü şahsen Schopenhauer’un iki cins arasındaki aşk duygusuyla ilgili düşüncelerini doğru buluyorum. Ancak, aşkın sadece cinsellikle ilişkilendirilerek, karşı cinse yönelik davranış biçimlerine indirgemesi görüşüne kesinlikle katılmıyorum. Tek aşk yoktur. Aşk sadece cinsellikle ilişkilendirilerek açıklanamaz. Bir çok insan cinsellik düşünmeden farklı şeylere aşık olmuştur. Kimi bilime aşık olmuştur. Kimi halkına aşık olmuştur. Kimi insanlar  Tanrıya…. Kimi insanlar ise Devrime… H. Burak Öz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s