Basın, demokrasi ve ahlak

basiinii

Demokrasi mefhumu Latince Demos (halk) ve cratos (iktidar) sözcüklerinden türemiştir. Demokrasi kısaca “halk iktidarı” anlamına gelmektedir. Basın çağdaş demokrasinin gelişim sürecinde önemli rol oynamıştır. Toplumsal düşüncelerin hızlı bir biçimde geniş kitlelere yayılmasını olanaklı hale getiren basın okuryazarlığın artmasıyla feodal rejimleri alt üst etmiştir.

Çağdaş uygarlık ve demokrasi, toplum ve topluluklar içinde bireylere “serbest düşünme” ve “medeni cesaretle” fikirlerini savunma imkânlarını vermektedir. O halde, gerçek demokrasiyi herkese öğretmek ve bu suretle demokrasi dışı hareketlere insanların itibar etmemesini sağlamak gereklidir.

Demokrasinin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesi için toplumsal olayların çözümlenmesinde yöneticilerin uygulayacağı eylem planları şeffaflık içinde tartışılmalı ve yapılmalıdır. Demokrasinin işlerlik kazanması açısından toplumu oluşturan her bir bireyin etkin bir şekilde yönetime katılması, alınan veya alınacak olan kararlarda söz sahibi olması gerekmektedir. Böylece karar alma sürecine doğrudan katılımı söz konusu olamayan kamunun yokluğu kısmen telafi edilerek, dolaylı yoldan ilgi ve katılım sağlanmaya çalışılmaktadır. Katılım sağlamayı gerçekleştirme görevinde ise büyük sorumluluk basına düşmektedir.

Günümüz toplumlarında bireylerin doğru ve sağlıklı tepkiler verebilmesi için doğru bilgilendirilmeleri şarttır. Bireyler için önemli haber ve bilgi kaynağı olması, sosyalleşme süreci ve eğitimlerine olumlu katkılar sağlaması, seçilmişleri ve diğer toplumsal kurumları halk adına denetlemesi nedeniyle medya toplumun gören gözü, işiten kulağı ve konuşan ağzı durumundadır. Diğer yandan kamuoyunun sağlıklı bir şekilde oluşabilmesi, medyanın olay ve olguları doğru, tam ve tarafsız bir şekilde sunmasıyla mümkün olabilmektedir.

Basın kuruluşlarının bağımsız ve tarafsız olabilmesinin yolu basın kuruluşunun ekonomik gücünün olması ve bu ekonomik gücün basın dışında bir işinin olmamasına bağlıdır. Ekonomik gücün zafiyet gösterdiği durumlarda, bağımsızlık bir anlamda sağlansa bile tarafsızlık sağlanamaz. Çünkü basın kuruluşunun patronundan çalışanına kadar herkesin bir siyasi görüşü vardır. Farklı görüşlerde siyasetçiler olduğu müddetçe farklı görüşe sahip basın mensupları da olacaktır. Bu iki güç yani siyasetçi ve basın mensupları güçlerini birbirlerinin aleyhine veya lehine kullanabilmektedirler. Basın yöneticileri patronlarının çıkarlarını korumak doğrultusunda bir görev üstlenmişlerdir. Basın siyasetin merkezindedir. Basın patronları yöneticilerini kendi politik görüşleri doğrultusunda seçmekte, bu politik görüşler yayınlara yansımakta böylece basın patronu basın kuruluşunu kendi çıkarları doğrultusunda daha rahat yönetmektedir.

Türkiye’de 1980 sonrası görülen basındaki tekelleşme ve basın dışındaki sermayenin gazeteciliğe akışı, haber anlayışından, meslek etiğine kadar günümüz basınında olumsuz etkiler yaratmaktadır.  Açıkçası Türkiye basınına egemen olan sermaye grupları basın dışında yapmış oldukları işler nedeniyle siyasilerin dediklerini yapmak durumuna gelmişlerdir.  İktidarın elinde bulundurduğu güçle sermaye sahiplerini genelde ekonomik olarak tehdit etmesi, sermaye sahiplerinin de devletten ihale ve kredi almaları, basın dışı kazançlarını sürdürmek ve artırmak için siyasilerle ilişkilerini en üst düzeyde tutmaları, siyasetçilerin ise hem iyi geçinmek hem de basında yer almak için basın patronlarının isteklerine boyun eğmesi, basın ve siyaset ilişkisindeki çarpıklığı meydana getirmiştir.

Siyasetçinin toplumu kendi amaçları doğrultusunda bilgilendirme ve yönlendirme isteğinin varlığı ve basını bir güç olarak elinde bulunduran grupların çıkar peşinde koşmaları sonucunda basın ve siyaset ilişkisi toplumun yararına olmaktan çıkmış bu iki yapının yararına çalışmaya başlamıştır. Özellikle basın alanına büyük sermaye gruplarının girmesi ve bu grupların diğer şirketlerinin işlerini yürütmede basını bir silah gibi kullanmaları sonucunda basın bağlı bulunduğu sermaye grubunun işlerini yapan siyasi grupları desteklemeye, yapmayanları ise kösteklemeye başlamıştır. Bu durum basın kuruluşları arasında büyük rekabetlerin doğmasına neden olmuş, bu rekabetin altında ezilen basın kuruluşları siyasetin teşviklerine ihtiyaç duymaya başlamış, bir anlamda iktidarın dümen suyuna girmişlerdir. Siyasetin basın içi ve basın dışı teşvikleri, hatta basın kuruluşlarını kendine yakın sermaye sahiplerinin ele geçirmesi sonucunda basın siyasetin bir propaganda aracı haline gelmiştir. Bu durum hem basının hem de siyasetin güvenilirliğine gölge düşürmüştür.

Türkiye’de basının temasta bulunduğu kişi ve kurumlarla ilişkilerini nasıl yürütmesi gerektiğine ilişkin yaptırımı bulunan kurallar bulunmamaktadır. Ayrıca kamu adına gözcülük görevini kayıt altına alan yaptırımlar da bulunmamaktadır. Bu boşluklar etik kurallarla doldurulmaya çalışılsa da, etik kuralların diğer belirleyici etkenleri aşabilecek yaptırımları yoktur. Bu durumda basın siyaset ilişkileri, tarafların rızasına dayanan, gönüllü ilişkilere dönüşmekte ve etik kuralların göz ardı edildiği görülmektedir.

 

MESLEK AHLAKI

Ahlâk insanların nasıl davranış biçimi göstereceğini belirleyen kurallardır. Ahlâkı Prof. Dr. Mahmut İhsan Özgen şu şekilde tanımlamıştır:

“Ahlâk, insanın kendi şahsına ve diğer insanların şahsiyetlerine karşı iyi davranması, genel bir ifadeyle; iyiliğe varılması için kendini uymaya zorunlu hissettiği manevi ve ruhi görevler ve bunlara ilişkin kurallardır.”

Meslek ahlâkı, bir meslek sahibinin ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği ile ilgilidir. Bütün meslek gruplarının ahlakları, genel ahlaki ilkeye dayanır. Burada, çalışma ve emeğin kendisine bir değer yüklenir. İş sadece teknik kurallar aracılığıyla değil, diğer insanları doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren ahlaki kurallar temelinde icra edilecek bir etkinlik olarak tanımlanır.

Basında ise ahlâk denince akla gelen ilk dört şey adil, gerçek, objektif ve doğru olmaktır. Bir basın mensubunun bu kavramlara sıkı sıkıya bağlı olması gerekmektedir. Ancak bu yasal yaptırımlardan daha çok gazetecinin kendi kendini denetlemesiyle mümkündür. Tabii ki denetim ile amaçlanan, mesleğe olan saygının sağlanmasıdır.

BASIN İLKAN KURUMU AHLAK ESASLARI

Basın İlan Kurumu Genel Kurulu’nun, 20 Mayıs 1964 tarihinde aldığı 25 no’lu kararda, “Basın Ahlak Esasları” söyle belirlenmiştir:

“Madde 1- 195 sayılı Kanun’un 49. maddesinde sözü edilen (Basın Ahlak Esasları) aşağıda gösterilmiştir:

  1. Bir amme müessesesi olan gazetecilik mesleği, bu mesleğin dışında kalan özel yada ahlaka aykırı maksat ve menfaatlere alet edilemez ve amme menfaatlerine zarar verici bir şekilde kullanılamaz.
  2. Yazı, haber, fotoğraf ve sair sekilerde yapılacak yayınlarda, su hususlara riayet edilir:
  3. a) Ahlaka aykırı ya da müstehcen yayında bulunulamaz.
  4. b) Şahıs, müessese ve zümreleri hedef tutan yazılarda, galiz kelimeler kullanılamaz, şeref ve haysiyetlere karsı haksız yayın yapılamaz.
  5. c) Amme menfaatini ilgilendirmeyen hallerde, fertlerin hususi hayatları, küçük düşürücü şekilde teshir edilemez.
  6. d) Şahıslar, müesseseler ya da zümreler aleyhinde iftira ve isnatta bulunulamaz.
  7. e) Din istismar edilemez.
  8. Haberlerde ve olayların yorumunda hakikatlerden tahrif ya da kısaltma yoluyla maksatlı olarak ayrılmaz, doğruluğu şüphe uyandırabilen ve tahkiki gazetecilik imkânları içinde bulunan haberler, tahkik edilmeden ve doğruluğuna emin olunmadan yazılamaz.
  9. Gazetenin ya da gazetecinin şahsi ya da taraf tutan kanaatlerine, haberlerin metninde yer verilemez.
  10. Haber baslıklarında, haberin ihtiva ettiği hususlar tahrif edilemez
  11. Âmine menfaati mutlak lüzum göstermedikçe, “mahrem” kaydıyla verilen malûmat yayımlanamaz.
  12. Gazeteci, kaynakların mahremiyetini koruyacak ve kendisine verilen sırlara saygı gösterecektir.
  13. Haber, yazı ya da resim kaynaklarının, yayın tarihi için koydukları zaman kaydı ihlal edilemez.
  14. İlan, reklam mahiyetindeki haber, resim ya da yazıların, ilan ya da reklam olduğu, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
  15. Mevkutelerin verdikleri yanlış bilgilerden dolayı yollanacak haklı cevap ya da tekzipler, cevap ya da tekzibe neden olan yazının tesirini tamamıyla giderecek şekilde, en kısa bir zamanda yayımlanır.
  16. Yazı, haber, fotoğraf ve sair şekillerde yapılacak yayınların kaynaklarıyla, kadro mensupları, baskı yada fiili satıs adedi okuyucuya açıklanmak istendiği takdirde, yanlış ya da yanıltıcı bilgi verilemez.
  17. 5953 sayılı Kanun’un, 6253 sayılı Kanun’la değişik 20. maddesine uyularak Bayram gazetelerinin çıkarıldığı günlerde, başka günlük gazete çıkarılamaz. (Bu hüküm geçerliliğini yitirmiştir)

BASIN KONSEYİ BASIN AHLAK İLKELERİ

Türkiye’de 6 Şubat 1988 tarihinde kurulan Basın Konseyi tarafından oluşturulan Basın Ahlak İlkeleri toplam 16 maddeden oluşmaktadır. Ve 1960’daki Basın Ahlak Yasası daha geliştirilmiş bir şeklidir. Ahlak yasasında yer almayan bazı ilkeler Basın Ahlak ilkelerinde eksiklikleri saptanmış, çağdaş ahlak anlayışının belirlenmesi sağlanmıştır. Aşağıda bu ilkeler 16 madde halinde sırasıyla yer almaktadır.

  1. Yayınlarda hiç kimse, ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.
  2. Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.
  3. Bir kamu müessesesi olan gazetecilik mesleği, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
  4. Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan veya iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
  5. Kişilerin özel yasamı, kamu çıkarlarını gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.
  6. Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.
  7. Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yaran ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.
  8. Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.
  9. Suçlu olduğu yargı kararlarıyla belirlenmedikçe, hiç kimse “suçlu” ilan edilemez.
  10. Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
  11. Gazeteci, kaynakların gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik vb. nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.
  12. Gazeteci, mesleğin saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumla haber araştırmaktan sakınır.
  13. Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır,
  14. İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
  15. Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.
  16. Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.

SONUÇ

Demokrasinin tam olarak işleyebilmesi ve medyanın buna katkı sağlayabilmesi için öncelikle medyanın kendisinin demokratikleşmesi gereklidir. Türkiye’deki basın kuruluşlarının ekonomik ilişkileri incelenmeli, basın dışındaki karmaşık sermaye yapıları sektörden gerekirse yaptırımlarla ayıklanmalıdır. Tekelleşmenin önüne geçecek yaptırımı olan yasalar çıkarılmalı, işlerliği yönetime katılma konusunda ikna edilmiş geniş halk kitleleri tarafından kontrol edilmelidir.

Basın çalışanlarının çalışma koşullarının boyutlarına gelmek gerekirse mensuplarının eğitiminden işe alınmasına, çalışma şartlarından sendikal haklarına(TGS gibi tarihin çöplüğünde yerini alması gereken kokuşmuş işverenlerle uzlaşma içindeki sarı sendikalar başlı başına başka bir makale konusudur) dek bir dizi olguların başta demokrasi ve şeffaflık gibi birtakım temel ilkeler ekseninde değerlendirilmesi gerekir. Basın ahlakının evrensel ahlakla bağı olduğu gözetilerek, Emekçilerin meslek anlayışları geliştirilerek daha üst düzey profesyonel standartlara ulaşılması sağlanmalıdır. Böylece basın kendisini yasama, yürütme ve yargının önünde birinci güç olarak görerek, bireyleri istediği doğrultuda yanlış yönlendirmekten, özel hayata müdahale etmekten ve yargısız infazlar gerçekleştirmekten kaçınması doğrultusunda önemli adımlar atılmış olacaktır. Medyanın demokratik bir sistemde yasama, yürütme ve yargının ardından dördüncü güç olduğu gerçeğini asla göz ardı etmeden, gelişen olay ve olguları “beşinci kol faaliyeti” olarak değil, taraf olmaksızın üçüncü göz olarak kamuya sunması gerekir. Dolayısıyla medya, işlevlerini yerine getirirken kendisine tanınan özgürlükler kadar birtakım sorumlulukları da olduğunu unutmadan, özgürlük ve sorumluluk arasında bir denge sağlamalıdır. Medya çalışanlarının, varlık nedenleri olan halkın güven ve itibarını kazanabilmek için meslek ahlakıyla bağdaşmayan hatalardan kaçınmaları gerekmektedir.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s