Solun bilmediği madenciler ve madencilerin tanımadığı devrimciler

img_1848

İşçi eylemleri deyince Türkiye’de ilk sıralarda akla madencilerin eylemleri gelir. Gözlerimizin önüne hemen 1990-1991 büyük madenci yürüyüşünün unutulmaz fotoğrafları gelir. Ama gelin görün ki artık madenciler o eylem fotoğraflarında yer alan madenciler değildir.

Nereden mi böyle bir kanıya vardım?

 Çünkü İlhan Berk’in bir şiirinde “Öyle insanlar gördüm ki / Ölüm peşlerine düşmeye korkardı” şeklinde anlattığı madencilerle kara elmas diyarı Zonguldak’a giderek birebir görüşmeler yaptım.

Zonguldak’ta önce 28 yaşında olan 3 yıldır ocaklarda kazmacı olarak çalışan Hakan Er’le ayak üstü konuştum.

Hükümetin madenlerdeki kazalara ilişkin “kader” açıklamasına karşı zehir gibi sözler beklerken, Hakan Er’in bu konuda beni ilk şaşırtan madenci oldu. Madenlerdeki kazaları, işçilerin verilen işi, bir an önce bitirerek ocaktan çıkma isteklerinin kaynaklı ihmale ve dikkatsizliğe bağlayan, Hakan Er sorunlarını bir solukta, “Hem düşük ücretle hem de gruplu çalışıyoruz. 2 ay çalışıyorsun 1 ay çalışmıyorsun o bir ay maaş da yok, sigortada yok.  Güya kamuda çalışıyor gözüküyoruz” özetledi.

Hakan Er, hükümet üyelerine ise, “Ocağın içinde belli bir mesafeye kadar geliyorlar. Üretim yapılan yere gelsinler de görsünler nasıl çalıştığımızı” şeklinde kızgınlığını gösterdi.

Hakan Er sendikalardan ümitsizliğini ise “Kendi dertlerine düşmüşler. İşçileri düşünen yok” şeklinde sözleriyle gösterdi.

img_1885

Ancak Hakan Er, bunları derken konuştuğum, birçok madenciden duyduğum “Ocakta siyaset yapılmasına karşıyım” sözünü de tekrarlayarak, ekmekleri için yer üstünde yapacakları mücadeleden kaçındığını belli etti.

Hakan Er’in ardından da,  6-7 madenciyle bir cafede oturup yarı söyleşi yarı tartışma üslûbunda geçen uzun konuşmalarda bulundum. Konuştuğum madencilere gazeteci olduğumu söyleyerek laf arasında “İş kazalarını”sordum.

Cevap veren Aytekin Çakır, temkinli konuştu.

Çakır, “İş güvenliği ile ilgili bazı dersler veriliyor. Bunlara riayet ettiğimiz sürece kaza daha az olur. Elimizden gelen iş güvenliğini sağlamaya çalışıyoruz. Doğal şartların önüne geçemeyiz ama göçük gibi”dedi.

Şahin Bostancı ise, “Çalıştığımız iş riskli bir iş. Kazaları bile bile çalışıyoruz. Bu işi yapmaya mecburuz. Her seçimde propaganda yapıyorlar. Daha bir yolları yapamıyorlar. Madenleri nasıl halledecekler” diye konuştu.

Atakan Kızıltoprak da, “Biraz aceleden kaynaklanıyor. Amirler sıkıştırıyor. ‘Göçük olabilir hesabı yapalım çıkalım’ diye. Verilen bir iş var. Bazen kişinin kapasitesi onu kaldırmıyor”dedi.

img_1901

‘BENİM KAZAM KADERDİ’

“İş kazasına şahit oldunuz mu? Kader mi bu?” diye sorunca ise konuştuğum madenciler arasında kaza geçirmiş olan tek kişi olduğunu öğrendiğim Muhammet Ali Altıntaş, “Benim kazam kaderdi. Göçük olan yerdeki işi bana verdiler. Ben değil başkası da olabilirdi” şeklinde sorumu cevapladı.

Cumhur Ören, arkadaşının konuşmasındaki geçen ‘kader’ yaklaşımını “Buna kader demeyelim de artık alın yazısı gibi bir şey. İlla üretim olacak ama güvenli bir şekilde” şeklinde kendince düzeltti.

Konuşma ilerleyip sendikanın haklarını koruyup korumadığını sorunca ise biraz da sohbetin koyulaşmasıyla birlikte madenciler hep bir ağızdan cevap vermeye başladı:

Muhammet Ali Altıntaş, “Ocağa ayda yılda bir gelir sendika yöneticileri” dedi ve, “Sendikada bizim sözümüz geçmiyor, taleplerimizin peşine düşülmesi için orada etkili olmak lazım. Önümüze sendikada seçim dönemleri ‘ya onu ya onu seç’ diye iki liste koyarlar, ‘ya o çorbadan ya bu çorbadan iç misali” dedi.

Sessizlik oldu, sohbeti devam ettirme amacıyla aklıma, “Çalıştığınız işletmede sendikacılar sorunlarınıza dair toplantılar yapıyor mu?” sorusu geldi.

img_1898

Aytekin Çakır, “Sendika gelip ‘sıkıntınız var mı?’ diye sorduğunu hiç hatırlamıyorum. Biz gidiyoruz sendikaya… İşverenden şikayetçi olduğumuz konular konusunda yazılı not bırakıyorsun. ‘Ben bundan şikayetçiyim. Bu şartlar kötü’ diye. Onlar illaki yukarda değerlendirmesini yaparlar. Kurumun da sorumlulukları var, onlar da belli şeyler için mücadele ediyor. Sırası geldiğinde onun değerlendirildiğine inanıyorum” dedi. Diğer madenciler de bu konuşmayı onayladı.

Yeri geldiğini düşünüp, eylemlerde,  “Söz, yetki, karar çalışanlara’, ‘Emeğin iktidarı’, ‘İşçi sınıfı iktidarı” şeklinde sözler sarf edilip, slogan atan partiler var. Bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordum.

“BİZİMLE BAYRAK SALLIYOR DİYE PEŞİNDEN GİTMEK ZORUNDA DEĞİLİZ”

Bu soruya hiddetlendiğini belli eden Cumhur Ören “Sol parti bizimle bayrak salladı diye peşinde koşmak zorunda değiliz. Biz ekmeğimizin kavgasındayız. Ağır şartlarda çalışan biziz. Ocağa siyaset girmesin(yine hepsinden duyduğum o söz)” dedi.

Ben de militan gazeteci refleksiyle, “Ekmeğin nasıl bölüşeleceğine karar veren siyaset değil mi?” diye bir soruyla konunun üstüne gitmek istedim.

Muhammet Ali Altıntaş araya girdi “Belli bir siyasi görüşünüz olur ona amenna ama örneğin 1 Mayıs’ta, İşçi Bayramı’na öğrencileri, sol partileri çağırıp, hükümete karşı propaganda yapmak bizim için bir şey ifade etmiyor. Sizin konuşacağınız yer toplusözleşmedir. Gelip masada bangır bangır konuşursunuz” dedi.

img_1888

Hem hayretimi belli etmek için hem de daha başka ne düşündüklerini öğrenmek için “Sendika masada konuşsun diyorsunuz. Peki sol partilerin attığı sloganların sizin için hiçbir önemi yok mu?” dedim.

Cumhur Ören tekrar konuştu, “Bizimle bayramlarda yürüyorlar. 1 Mayıs  bayramında polisle karşı karşıya gelmenin ne gereği var? Ne var birbirimizi kırmaya? Partilerden gelen arkadaşlarla sıkıntı yaşasa, madenci polisle karşı karşıya gelse hoş bir görüntü mü olacaktı? Yook! 1 Mayıs bayramsa bayram gibi geçmeli…

Biz burada üretince Türkiye kalkınıyor. Devlet ne kadar bize az ücret vermiş olsa da sonuçta bir şekilde kalkınıyor. Madenler de olmasa biz burada 11 bin kişiyiz, en azımızın 2 çocuğu var” dedi.

“Sola niye bu kadar tepkilisiniz?” diye tebessüm ederek bir soru daha sordum.

O ana kadar sessiz kalmış olan Aytekin Çakır konuşma ihtiyacı duydu: “Bundan önce sol hükümetler vardı. Bütün hükümetler özelleştirme yaptı”

img_1870

Cumhur Ören, bu sefer arkadaşını sözünü keserek tekrar konuştu ve sordu, “Yıllardır Zonguldak’ta özelleştirme var, hangisi bir şey yaptı?”

Sorduğum sorunun dışında başka bir yana kaymıştı konuşma. Muhammet Ali Altıntaş da burada,  “Biz taşeronlaşmaya karşıyız, taşeron kâr ediyorsa devlette edebilir, devlet daha iyi işletebilir. Sonuna kadar taşeronlaşmaya karşıyız” şeklinde konuştu.

Bu cevaplar üzerine, solun fikriyatını belirtmek amacıyla, “Ama ben size TK, ÖDP, Halkeveleri, DİP gibi soldan bahsediyorum, bunlar tüm şirketler kamulaştırılsın, her şey üretenlerin olsun diyor?”dedim.

Cumhur Ören kızgın kızgın, “Biz madenciyiz, üreteniz. Bizim ne sağımız ne solumuz olur. Biz üretiriz. Siz bunu fırsat bilip de bizim bayramımızda sağdan soldan belli grupları toplayıp propaganda yaparsanız. Bunun anlamı kalmaz” diyerek tartışmayı bitirmek isteğini belli etti.

img_1918

Şahin Bostancı, arkadaşının dediğini tekrarladı, “Biz ne sağcıyız, ne solcuyuz ekmeğimizin peşindeyiz. Bizi politika içersinde kullanıyorlar gibi geliyor” diye konuştu.

Atakan Kızıltoprak “Amaçları farklı, yanlış şeyler” diyerek arkadaşlarına onay verdi.

Tek tek hepsinden de cevap alayım diye bu sefer kayıt cihazınıMuhammet Ali Altıntaş’a yönelttim. “Sen de mi aynı düşünüyorsun” dedim. Muhammet Ali Altıntaş, “Biz kafası koltuğunun altında çalışan insanlarız, sıkıntılarımız muhakkak var. Bize 2006 girişliyiz diye, AK partiliyiz diyorlar. Daha öncekileri Ecevit aldığı için Ecevitçi diyorlar.  Ecevit yöremizin insanı olduğu için işçiyi savunmuş, ezdirmemiş tabi.. Ama şimdi bizden iyi alan  eski işçilerle, mühendislerle ücret politikasını konuşamıyoruz. ‘Her şey emeğin olacak’ diye slogan atan diğer sol partilerin ise bizi kullanmaya çalıştığını düşünüyorum” şeklinde karşılık verdi.

Bende tatlı sert, “Siz sol partilere hiç güvenmiyorsunuz anlaşılan” diye serzenişte bulundum.

img_1851

Cumhur Ören’in hitap şeklinde yumuşama vardı ama sözleri iğneleyiciydi, “Bizim toplusözleşme görüşmelerimiz 6-7 ay sürüyor. Bayramlarda bizimle yürüyenleri o zaman görmek istiyorum. Biz 2006 girişliyiz, yıllardır mağduruz. 3-4’üncü toplusözleşmemize gidiyoruz bize sahip çıkıldığını bugüne kadar görmedik. Boşuna bayrak sallamanın bir anlamı yok” dedi.

Aytekin Çakır tartışmaya tatlı bir sözle noktayı koymak istedi: “İnşallah. Bir gün gelir dediklerinin arkalarında dururlarsa onları da alkışlarız.” Belli ki hiçbirinin bu konuda pek konuşmaya niyeti yoktu.

Bende değitirdim konuyu. Son olarak kısaca ne istediklerini sordum

Solun haykırdığı talepler, onların da talepleriydi ama aralarındaki bağ kopmuştu.

img_1909

Aytekin Çakır, “Taşeron istemiyoruz” dedi ama bunu sağ partilere oy vererek talep etmeyi uygun gördüğünü kısa süren bir tartışmayla anladım.

Cumhur Ören, “Sendika da masada işini halletsin, öyle sokağa herkes çıkarsa kaos çıkar” dedi. Anlaşamayacağımızı anladığımdan üstelemedim

Atakan Kızıltoprak, “İşçiye herkes saygı duysun. İşçiye en üstteki devlet memuruna, alttakine saygı dursun” diye konuştu.

Genç madencilerle yapılan bu sohbetten şaşkın ve üzgün ayrıldım. Zonguldak’taki devrimci ağabeylerim, ‘durum bu ne yaparsın’ diyerek onlarda üzgünlerini ifade etti. Bir solcu madenciyle konuşmak istedim. ‘Çoğu emekli oldu’dediler. Ama birini buldum.

Zonguldak’ta yayın yapan Halkın Gazetesi yazarı olan 30 yıldır madende çalışışan Ahmet Öztürk’le konuştum.

img_1903

Yaptığım sohbetten ve hayal kırıklığımdan bahsettiğim Ahmet Öztürk’e genç madencilerin sola, devrimcilere bu kadar uzak durmasının sebebinin ne olduğunu sordum

Ahmet Öztürk: Toplumda var olan genel gericileşme sürecinden Zonguldak maden işçileri de çok geniş şekilde payını aldı. Şu an maden işçileri arasında AKP en etkin siyasal hareket. Üzülerek ifade etmem gerekir ki geçmişte, sol gazeteleri dağıttığımız ocakların dibinde var olan yerlerd şimdi Zaman gazeteleri(gerçi ben ocağa indiğimde bol bol Şok  gazeteleri gördüm) dağıtılıyor. Madencilerin eskiden dokusuna sirayet eden sol örgütlerin yerini şimdi cemaatler aldı. 1990’larda durum daha farklıydı. O zaman çalışan işçiler 1975-1976-1977’lerde işbaşı yapmış işçilerdi. Bunlar o zaman sol sosyalist mücadele içersinde yer almış insanlardı. Haklarını ararlardı. Zaman bizden yana işlemedi. Şimdi madencilerin içine sirayet etmiş cemaatler, madencilerin kültür yapısını da değiştirdi. Tüm dünya madencilerinin köklü bir mücadele yapısı vardır. Zonguldak’ta madenciler AKP’ye karşı çıkmaktan korkar oldular” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.

img_1890

“Siz, devrimci madenciler neden bu sürece etki edemediniz?” dedim,

Ahmet Öztürk buna da, “Neden maden işçileri bu kadar toplumdaki gericileşmeden etkilendi tartışmasını ben arkadaş çevremde her gün yapıyorum. Nasıl bir yöntemle bunun üstesinden gelineceğini açıkçası bilemiyorum.  Madenciler arasındaki bu gericileşme diğer iktidarların dışında AKP’nin bir güç olarak toplumsal hayatın tümüne etki etmesindendir beklide…” şeklinde karşılık verdi.

“Belli bir yaşa gelmiş, çeşitli badireler atlantmış bizlere karşı önyargılar çok fazla” diyerek konuşmasına devam eden Ahmet Abi ayrıca, “Yeni solcu tipler olsak belki etrafımızdaki algıyı daha çabuk kırabilirdik. Onlarla yaş ve kültür düzeyi aynı olan insanlar olursa belki bu set yıkabilecek, toplumla kucaklaşabilecek yöntemi bulabilir” dedi.

img_1901

“Peki abi iş kazaları konusunda ne diyeceksin, genç madencilerde kadere yakın bir anlayış var” şeklinde dertleşme amacıyla bir soru sorduğumda ise, Ahbet abiden, “Tevekkül toplumda arttığı için iş kazaları artıyor. İş güvenliğiyle ilgili alınacak önlemler bilimsel yöntemlerle değil de uhrevi yöntemlerle alınıyor. İş cinayeti dediğimizde kızan, kaza denilmesini isteyen, ‘Ne yapalım Allahın emri, yiyecek ekmeği bu kadarmış’ diyen geniş bir kitle var. Onun için AKP’li bakanlar “kader” dediğinde burada tepki yaratmadı. Biz bilimsel yöntemlerle, her türlü işgüvenliği önlemi alınırsa bu kazalar önlenebilir dediğimizde, “Naparsın Başbakanımız da dedi kader” yaklaşımıyla çok karşılaşıyoruz” diye cevap aldım.

Son olarak olara olayın içinde olan biri olarak “Ne yapılması gerek bu zihniyetin yıkılması, solcularla madencilerin buluşması için nasıl bir yöntem izlenmeli?” sorusunu yönelttim.

Aldığım cevap umutlandırıcı değildi. Ahmet Öztürk: Bende bilmiyorum. Zamanın ruhu bizden yana değil dönemsel çıkışların yönelimini zaman belirleyecek.

Not: Bu haber H. Burak Öz imzasıyla ilk kez H. G. Birgün gazetesinde yer almış daha sonra gazetenin internet sitesi arşivinden silinmiştir. Kamu yararı açısından faydalı olacağı düşüncesiyle burada yayınlanması lüzumlu görülmüştür. Fotoğraflar Zonguldak’taki bir maden ocağından röportajın hazırlandığı tarihten olmakla birlikte röportajda adı geçenlerden bağımsızdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s