Sabahattin Ali’nin katilinin mahkemede dehşete düşüren acımasızlıkta ifadesi

sabahattin ali

Ünlü yazar, romancı Sabahattin Ali’yi Bulgaristan’a kaçak yollardan geçmek isterken Deli Orman’da başını odunla ezerek acımasızca öldüren katil Ali Ertekin’in mahkemedeki dehşete düşüren acımasızlıkta ki ifadesi dönemin gazetelerinde yayımlanmıştı.

Ali Ertekin, acımasız olduğu kadar çelişkilerle dolu ifadesinde cinayeti milliyetçi hislerle işlediğini iddia etmekteydi.  Bu hiç inandırıcı değildi çünkü Ali Ertekin,  kapısında savaş olduğu dönemde Türk ordusunun silahlarını çalıp satmaktan tutuklanıp, askerlikten atılan biriydi.

Yugoslavya’nın Kratova kabasında 1908  yılında doğup, 1925’de Türkiye’ye göçen, yerleştirildiği Kars’ta tutunamayınca İsanbul Anadolu Hisarı’nda yaşamaya başlayan Ali Ertekin, Gedikli Erbaş Okulu’nun silahlarını çalmak suçundan askerlikten atıldıktan sonra hapishane arkadaşı Berber Hasan vasıtasıyla yurt dışına insan kaçırma işlerine girişmişti.

Talihsiz eseri Sabahattin Ali’nin yolu da  yurt dışına kaçış için Ali Ertekin’e adam ayarlayan Berber Hasan’la kesişmişti.

Sabahattin Ali ile Ali Ertekin anlaşmaları üzerine Edirnekapı’da buluşmuşlar bindikleri kamyondan Kırklareli Vize sınırı yakınlarında inmişlerdi.

Katil ifadesinde geri kalanı şöyle anlatıyordu:

Gece Üsküp ile Yündolan arasında Sazara köyü istikametine yürüyorduk. İşte bu sırada Ali Bey kendisinin Makro Paşa gazetesinin sahibi Sabahattin Ali olduğunu, şimdiye kadar herkesten, hatta şoför(bindikleri kamyon Sabahattin Ali’nin geçimini sağlamak için alıp şoför tuttuğu kamyondu) şoför Salim’den dahi vaziyeti gizlediğini gayesinin Bulgaristan’a gitmek olduğunu, evvelce Osman’ı benim kaçırdığımı Hasan Tural’dan öğrendiğini(Sabahattin Ali’nin hapishane arkadaşı insan kaçakçısı) bu sebeple artık bana açıldığını hududu geçerken kartviziti üzerine adını yazarak bana vereceğini, bu kartı Berber Hasan’a götürdüğüm taktirde ona bıraktığı 500 liradan 250 lirasını bana vereceğini , Bulgaristan’a geçtikten sonra büyük işler yapacağını, beni ihya edeceğini söyledi. Böylece konuşarak yolumuza devam ediyorduk. Üsküp nahiyesinin üzerindeki tepeden Sazara yoluna çıktık. Söylediği sözler bende nefret uyandırmaya başladı. Onu ele vermeyi düşündüm. İçime fenalık geldiğini, daha ileriye gidemeyeceğimi söyleyerek Sazara’ya gidecek yerde, yanlış bir yola saparak dereye indirdim. Dereye indiğimiz zaman karşıda Sazara ile Hediye köyleri görünüyordu. ‘İşte şu gördüğün köylerin yakınında Bulgar hudut kuleleri var, artık yaklaştı, fakat içime bir fenalık geldiği için geceyi burada geçirelim, yarın akşam Bulgar kulelerini geceriz’ dedim. Razı oldu, ateş yaktık, geceledik. Ertesi sabah kendisiyle Üsküp merası mevkisindeki yamaçta Güngan fundalıkları arasında bir yere oturduk. Çantasını açtı, eline bir kitap aldı, ceketini yere serdi, kol saatini çıkarıp yanına koydu. Sırtüstü uzandı. Geceyi bekliyorduk. O yattığı yerde anlamaya devam ediyordu: ‘Ben şimdi Tırnavacığa gideceğim. Orada bir Çek pasaportu çıkardıktan sonra Romana ve Fransa’ya gideceğim, oradaki Türkleri teşkilatlandıracağım. Bize hariçten yapılacak yardımlarla bu Türkleri gerek mülteci sıfatıyla gerekse pasaportla Türkiye’ye sokacağım. Böylelikle memleket içinde de teşkilatı kuvvetlendirip rejimi yıkacağız’dedi.

Bu sözleri işitince beynim attı. Vaktiyle Rusların 93 Harbi’nde dedelerimin fena muamele yaptıklarını babama bana söylemişti ve anlatmıştı. Bu sözlerden sonra Sabahattin Ali’nin Türklükle alakası olmayan ve Türk milletine fenalık için harice kaçmak isteyen bir canavar olduğunu anladım. Zaten elinde de şişkin bir çantası vardı. Bu çantada mevcut olması muhtemel muzır evrakı düşündüm. Heyecanım teessüre inkılap etti. Titremeye başladım. Elimde sopa vardı, ayağa kalktım gezinmeye başladım. Her geçen saniye asabımı bir kat daha sarsıyordu. Gözlerim kararır gibi oldu. İşte bu milli düşünce ile birdenbire irademi kaybederek elimdeki sopa ile kitap okumakta iken kafasının sol tarafından yüzüne şiddetle vurdum. Suratı, gözlükleri kan içinde kalmıştı, arkasından aynı yere şiddetle bir daha vurdum. Bu iki darbeden sonra Sabahattin Ali sağ tarafına doğru yere yıkıldı. Ağzından burnundan kanlar boşandı. Dikkat ettim hafif hafif nefes alıyordu. Bu defa üçüncü bir darbeyi ensesine vurunca nefesi tamamen kesildi. Ölmüştü.

Bundan sonra üç, beş dakika kadar üzerime fenalık geldi. Çantasını alarak Şeytandere istikametinden Kırklareli’ne hareket ettim. Geceyi ormanda geçirdim. Ertesi günü Kırklareli’ne geldim. Otobüse binerek İstanbul’a gittim. Çantayı Yenimahalle’de ormanda bir yere gömdüm. İyi bir iş yaptığıma kani idim. Bu hadiseyi bir mektupla Başbakan’a bildirmeyi düşündüm. Cesaret edemedim.”

2 Nisan’da geçen bu hadisenin ardından 16 Haziran 1948 günü Çoban Şükrü, Sabahattin Ali’nin çürümüş, tanınmayacak haldeki cesedini bulur. Yapılan incelemed iskelet haline gelen cesedin yüz kemiklerinin bazılarının eksik olduğu, kafa tasında çöküntü tespit edilerek cinayet üzerinde durulur. Soruşturma ilerleme kaydetmeden devam ederken İstanbul’da Bulgaristan’a adam kaçıran bir çeteye yönelik operasyonda yakalanan Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü itiraf etmesiyle katil tespit edilir. Ertekin cinayet yerini gösterir , fakat  Sabahattin Ali’den çaldığı eşyaları ve kaybolan evrakları, bazıları bulunup kendisine gösterilmesine karşın inkar eder….

Emin Karaca’nın Belge Yayınları’ndan çıkan Unutulmuş Sosyalist Esat Adil kitabından yararlanılmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s