İzmir’de ilk kurşunu atan Hasan Tahsin’in son yazısı

hasan-tansin

15 Mayıs 1919’da İzmir’de işgalci askerlere ilk kurşunu atarak milli mücadelede ilk adımlardan birini atan ve şehit olan gazeteci Osman Nevres namı değer adıyla Hasan Tahsin Recep, Hukuk-u Beşer’de milliyetçilik karşıtı bir yayın politikası belirlemişti.  Gazetesinde Hasan Tahsin Recep neleri ele alıyordu? Hangi çevreleri eleştirip, hangi çevrelere sempatiyle bakıyordu. Kimlerden eleştiri alıyordu? Hasan Tahsin, milliyetçimiydi, dindar mıydı liberal görüşleri mi benimsiyordu ya da liberal miydi?

Avrupa’da uzun yıllar yaşamış ve gazetesinin adını da buradan esinlenerek Hukuk-u Beşer yani İnsan Hakları koyan Hasan Tahsin’i anlamanın en doğru yolu gazetesinde çıkan yazıları araştırmaktan geçer düşüncesiyle kısa bir araştırma kaleme aldık.

10 Kasım 1918 ile 6 Mayıs 1919 arasında yayın yapan ve 155 sayı yayımlanan Hukuk-u Beşer 7 aylık bir yayın süresine sahiptir. Logosunda her gün çıkar ibaresi yer almaktadır. Gazetenin yayın müdürü Avni Muhuttin Bey, Başyazarı Hasan Tahsin’dir. Gazete dönemin İzmir’inde Frenk Mahallesi’nde bulunan Bakırcıyan Ferhanesi’nde hazırlanıyordu.

Hukuk-u Beşer’in elde kalan sayılarını düzenleyen Oktay Gökdemir tarafından hazırlanan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlanan kitapta gazete 5’inci sayısından itibaren yayımlanmakta.

“Esastan Islah” baş yazısıyla başlayan gazete ciltlerinde Hasan Tahsin’in ilerici fikirleri yıllar sonra sahibi milli mücadele sonrası  yurt dışına kaçan gerici yayınlar tarafından eleştiliyordu.

Örneğin Hasan Tahsin’e,  “Bolşevik” yaftalamasında bulunan dönemin İtiat Terakki yanlısı Köylü gazetesi, 17 Aralık 1918’de yayımlanan sayısında, “…(Hasan Tahsin) kadınlarımızın yüzlerini açarak tiyatrolara, eğlencelere gidelim teranesiyle hürriyet-i kelam ve vicdana malikiyetini(söz ve vicdan özgürlüğüne sahip olduğunu) iddia ederken başkalarının namusuna olsun hürmet etmiş olsaydı, milletin kalbinde kazanmış olduğu yüksek makamı tarih sayfalarında lekeletmiş, kirletmiş olurdu.” diye saldırıyordu.

Öte yandan Prens Sabahattin’in fikirlerinden etkilenin ve özel teşebbüsten yana olduğu iddia edilen Hasan Tahsin’in yazılarında sosyalist olduğuna vurgu yapması ise dikkat çekiyordu, 9 Mart 1919’daki yazısından son bölüm şöyle:

“…Yeniden mevki-i mücadeleye çıkan Türk Ocağı’ndan biz mensup bir azası değil fakat milletin, milliyetin tekamül ve terakisini ruh ve kalpten temenni eder, bir ihtilalci gazeteci, bir sosyalist sıfatıyla temenni ediyorum. Bütün himmetleri, gayretleri, dikkatleri bu zannı izale etmek bu endişeyi imha etmek olmalı. Yoksa Türk Ocağı milli ve içtimai bir programla bu memlekette şüphesiz hizmet edecek bir müessese olabilecektir. Fakat dedim gibi Ocağın kapısından girmekle şoven, mutaassıp tereddi taraftarı İttihadcı olmak icap edecekse o Ocağın batmasını, yaşamasına bin kere tercih ederim”

Hasan Tahsin, İttiat ve Terakki’nin ırkçılık boyutunda milliyetçiliğine karşı çıkmakla birlikte emperyalist işgale 19 Şubat 1919 günü yayımlanan yazısında ise şöyle karşı çıkıyordu,

“Korkmuyoruz, gelsinler. Hattâ masum Türk’e kastı olan bütün dünya gelsin. Süngüleriyle zaten kanayan kalbi­mizi deşsinler. Toplarıyla evlerimizi, kuvvetlerimizi yıksın­lar. Alt üst etsinler, parçalasınlar. O Yunan gelsin, sonsuz düşmanlığı, en eski kinleri temsil eden mavibeyaz bayrak­larını dalgalandırsınlar.

Fakat asla unutmasınlar ki, Türk ölmedi, yaşıyor Ve burayı Yunana vermeyecektir. Vermek isteyecek kuvvet­lerle paylaşacak kozumuz var. Hatta silahlarımız olmasa bile. Direnen ruhumuzla, coşkun kanlarımızla hararetli vicdan­larımızla, sökülmeyen dişlerimizle bile bu ülkeyi savuna­cağız

Hayır hayır mey us olmayalım Biz ölmedik, yaşıyo­ruz… Bu memlekete göz diken kuvvetleri yakacak, eritecek hararetimiz, hem de pek mebzul. Yalnız, bunu da unutma­sınlar ki, Çanakkale kahramanlarının, mavibeyaz kucağında haç taşıyan Yunanlılığın canavar hakimiyeti altında yaşa­tacak tek hemşiresi, tek bir validesi, ufak bir Türk benliği yoktur. Ve illâ Avrupa, Neron gibi bir şair olmak istiyorsa, bizler, kendi ellerimiz, kendi varlığımızla, binalarımızı, top­raklarımızı cayır cayır yakar ve beşeriyetin paslanan vicda­nına Roma nın yanışından feci bir sahne-i şiir ve hayâl ya­ratmakta gecikmeyiz. Çünkü tarihimiz var. Çünkü bizi tel’in edecek ecdadın ruhu, ahfadın feryadı var. Çünkü herşeyden üstün namusumuz var…”

Hasan Tahsin’in Hukuk-u Beşer’inde yayımlanan son yazılara gelmek gerekirse 6 Mayıs 1919’da yayımlanan Hukuk-u Beşer’in son sayısında birinci sayfa manşete röportaja ayrılmıştır. Yazıda batı yanlısı bir filozof ile muharirin yani yazarın röportajı bulunmaktadır.  “Şark Filozofu Hidayet Keşfi Bey ile Mülakat” başlığını taşıyan röportajda bazı yerlerde filozof muharirrie sormaktadır. Filozof  “Bu Harb-i Umumi(Birinci Dünya Savaşı) neden oldu?” diye sormaktadır.  Muharir, “Nasyonalizm yani milliyetçilikten” diye cevap vermektedir.

hasan tahsin son yazisi

Röportajda Wilson prensipleri üzerinde durulmakta ve bunları kurtarıcı olmayacağını söyleyen Filozof barış için çözümü kendince şu şekilde ifade etmektedir:

“Hibir milletin inkişafına(gelişme) manin olmamalı. Ve ne de bir milleti hududundan fazla büyütmeli. Baksanıza küçük milletler bu Wilson nazariyetlerrinden birçok amidlere(arasına) düşürttüler. Her türlü vahşeti inkilap(geçiş) ediyorlar. Gözümün önünde de bu haller cereyan edip duruyor. Dünyanın en medeni devletleri ve bunlara seyirci kalıyorken artık bu Wilson prensiplerinin beşeriyet için faydalı tasavvur etmek biraz gülünç olur zannederim.”

Bunların dışında Rusya’daki devrim konusunda Muharrir’in “Rus manevrası nedir?” sorusuna Filozof, “Rusya gayesine vasıl olmak için o seviyeye malik olmadığı halde birtakım nazariyat içtimaiyeye bürünerek Avrupa’yı tekrar iğfal etmek istiyor. Vaktiyle Avrupa’nın taassubundan(bağnazlık) ve taassubu-u diniyesinde istifade ederdi. Gafil Avrupa daima bunlara aldanırdı. Şimdi bu yoldan Avrupa’yı kandırmaya çalışıyor. Bu hususta İngilizleri cidden takdir ediyorum. Bu sefer aldanmıyorlar. Avrupalılar içinde en ziyade İngilizlerin mütebassır davrandıklarını görüyorum” diyor.

IMG_1959

Oysa 4 Mayıs 1919’da yayımlan Hukuk-u Beşer’de Hasan Tahsin son yazısında Lenin ve Troçki karşılaştırması yapıyor, “Troçki ve Lenin arasındaki tezat, tasavvur edilecek kadar çoktur. Lenin bir heyet-i talime arasında oldukça mutena, geniş bir muallime benzer iken,  Troçki büyük ve şayan-ı dikkat burnu yüksek nasiyesi, parlak ve manidar nazarları ve uzun siyah gür saçlarıyla birçok musavver kitaplarda tesadüf edilen ihtilalcileri pekiyi andırır.

Troçki rüfekası arasında Lenin’in mazhar olduğu kıymet ve takdire nail olmuştur. Mamafih bu iki recül-ü ihtilal arasında vücudu iddia olunan ihtilafata da ehmmiyet vermemek lazımdır. Sovyet komserlerine bbu ihtilafattan bahsolunduğu zaman gülerler. Nihayeül emr; Troçki bir komiserdir Lenin ise ihtilal mabududur.” yazmıştır.

Yazının devamında “Yaşasın Sovyet Cumhuriyeti! Yaşasın Beynelminel Komünist İdaresi” sloganları verilerek Rusya, Balkanlar, Almanya’daki devrimci mücadelelerden bilgiler aktarılmaktadır. Halil Burak Öz

hasan tahsin son yazisi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s