Cumhuriyet davasında TGS yönetiminin ikiyüzlülüğü

ahmetsikdavasi

Türkiye’nin gariplikler ve ikiyüzlülükler ülkesi olmasına Ahmet Şık’ın yargılandığı dava tipik örnek! Yarın(9 Mart 2018) Silivri’de 6’ncı duruşmasıyla devam etti. Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının yargılandığı davadan bahsediyorum.

GÜNCELLEME…. Ahmet Şık ve Murat Sabuncu 9 Mart 2018 günü görülen duruşma sonunda tahliye odu.

Hayır! Davanın delil noksanlığından, Ahmet Şık’ın FETÖ’yü teşhir ettiği için Ergenekon’dan da AKP’nin yolsuzluklarını haberleştirdiği için FETÖ’den  yargılandığından, Cumhuriyet’in doğruluğu kanıtlanmış haberlerinden bahsetmeyeceğim.

Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS) adıyla faaliyet gösteren bir yapının toplumun en ilerici kesimlerinin gözünün içine baka baka Cumhuriyet davasında iki tarafında da yani hem suçlamadan, hem de savunmadan yana olmasının kara mizahından söz edeceğim.

Hemen, “Saçma! Olmaz öyle şey!” demeyin. Türkiye’yse burası Nesinlik hikayeler her an karşınıza çıkabiliyor. Buradan da çıktı. Nasıl mı? Şöyle:

Davada savcının oluşturduğu iddianamenin omurgası, TGS İstanbul Başkanı Ali Açar’ın verdiği(okumayanlar veya hatırlamak isteyenler için haberin sonuna koydum) ifadeye dayanıyor. Öte yandan TGS yönetimi basın özgürlüğünü savunan bir profil çizmeye çalışarak, Ahmet Şık, tutuklu Cumhuriyet gazetesi çalışanları ve tüm gazeteciler için etkinlikler gerçekleştiriyor. Tutuklu gazetecilere ilişkin raporlar sunuyor. Adliye önlerine bile gittikleri oluyor. Bunları da  AB karşıtı Emep’li Başkanı, Vatan Partili Genel Sekreteri, ÖDP’li Mali Genel Sekreterinin AB fonlarından aldığı paralarla yapıyor… Üç benzemezi birarada tutan tutkal belli! Yetmiyormuş gibi aynı yönetim fikir birliğiyle sendika içinde bu iki yüzlülükten utanıp, istifa edenlerin açıklamalarını itibarsızlaştırmak için sağ argümanlara sığınıp, zor günlerde birlik beraberliği bozma zırvalamalarına ilişkin üyelerine açıklamalar sıralıyor… Kimsenin inandığı yok ama küçük guruplarından dışlanmaktan korkan korkuyor, geri çekilen çekiliyor, arada Ahmet Şık’ın en yakın arkadaşlarından gazeteci Ertuğrul Kürkçü’nün “Ayıbınızla yaşayın” paylaşımı görenin gördüğü kadarıyla yüreklere seslenen fısıltı olarak geçip gidiyor.

Yani öze gelinirse nereden tutarsanız tutun Cumhuriyet gazetesi davasında Türk-İş üyesi TGS utanç vesikası olarak not düşülmesi gereken bir profil sergiliyor. Üstelik toplumun en ilerici kesimlerinin gözünün içine baka baka yapılan pespayelik karşısında kendi köyünün koruculuğunu yapanların hegemonik tavrından ötürü momentumda yaprak kıpırdamıyor. Bir tek Şık içeride dahi olsa bu duruma tepkisiz  kalamıyor. Ahmet Şık, adının TGS’yle anılmasını istemiyor ve TGS’de yöneticilerden gelenlerin görüşüne dahi çıkmıyor.

Yazdık, unutulmasın hatırlansın ve ibret alınarak, ümitsiz de olsak arınılsın diye tekrar yazalım,  Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Akın Atalay ve Ahmet Kemal Aydoğdu’nun tutuklu yargılandığı 20 sanıklı Cumhuriyet davasının 6’ncı duruşmasında Savcı, Ali Açar’ın şu ifadeleriyle gazeteciliğin cezalandırılmasını isteyecek:

“Ali Açar’ın 21/12/2016 günü alınan beyanında özetle; Cumhuriyet gazetesinde 2006 yılında çalışmaya başladığını, 2010 yılında kadrolu olduğunu, yaklaşık 10 yıldır Cumhuriyet Gazetesinin toplumsal olaylar ve siyaset muhabirliğini yaptığını, muhabirlerin Vakıf Yönetim Kurulu Kararı ile kadro aldığını,  kendisinin kadro aldığım dönemde İlhan Selçuk’un yeni vefat etmiş olduğunu, yönetim kurulunda İbrahim Yıldız, Alev Coşkun grubunun olduğunu, Gazetede muhabirlerin çalıştığı alana göre şefinin görevlendirmesi ile sahadan verileri toplamaya gittiğini ancak bunların gazeteye aktarımı aşamasında yazı işlerinin bir başlıklandırma ve aktarım tarzı seçtiğini, metin muhabir tarafından hazırlansa da başlık ve flash denilen haber takdiminin yazı işleri tarafından yapıldığını, kendisinin hazırladığı ve gazetede “Eksik demokrasi” başlığı ile aktarılan haberin 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Ana Muhalefet Partisi Lideri, MHP Genel Başkanı ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla Yenikapı’da yapılan demokrasi mitingine ilişkin olduğunu, hazırladığı metinde Cumhurbaşkanının çağrısıyla hükümet, ana muhalefet partisi ve diğer muhalefet partisinden milyonlarca kişinin katıldığı mitingde demokrasi ve darbeye karşı birlik çağrısı yapıldığını anlatmaya çalıştığını ancak haberleşme sürecine geçildiğinde kendisine Genelkurmay Başkanının da sahneye çıkıp çıkmadığının sorulduğunu, görmediğini söylediğini, ertesi gün gazeteyi eline aldığında HDP’nin mitingde olmamasından hareketle “Eksik Demokrasi” başlığı atıldığını gördüğünü, o dönemde haber koordinatörünün Murat Sabuncu olduğunu ama başlıkların genel olarak yazı işleri tarafından kararlaştırıldığını, bu başlık sebebiyle yasal sorumluluğu doğabileceğini, düşünerek bu durumdan çok rahatsız olduğunu ve bunu kendi haber şefi Aykut Küçükkaya’ya anlattığını, onun da yazı işlerine bu rahatsızlığı ileteceğini söylediğini, nitekim daha sonra çetrefilli bazı haberlerden imzasını çektiğini, örneğin Cumhurbaşkanı’nın katıldığı açılışlardaki konuşmaları, Başbakan’ın takibi gibi konularda yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için ve sorumluluğu üzerinden atmak için haberlerden imzasını çektiğini, Cumhuriyet okurlarından kişisel ilişkiler kapsamında bazı eleştiriler duyduklarını, örneğin gazetede HDP HABERLERİNİN ARTMASININ
OKURLARI RAHATSIZ ETTİĞİNİ, bir Atatürkçü olarak kendisinin de PKK ve özellikle Kandil haberlerinden rahatsızlık duyduğunu, Kandil’de röportaj yapan Ayşe Yıldırım’ın yazısında yer alan “Kandil’de yere izmarit bile atılmıyor” şeklindeki başlığın ya kendisi ya da yazı işleri tarafından atılmış olabileceğini, birçok kişi gibi bu habere kendisinin de güldüğünü, Cumhuriyet gazetesinin yayın politikasını belirleyecek konumda olmadığını, YAYIN POLİTİKASINI VAKIF YÖNETİM KURULU VE YAYIN KURULUNUN BELİRLEDİĞİNİ, Vakıf Yönetim Kurulunun gazetenin genel olarak muhalif bir yayın çizgisine sahip olmasında söz sahibi olduğunu, Vakıf Yönetim Kurulu’nun oluşmasında ortak bir hareket, bir tasfiye süreci olup olmadığını bilmediğini, ancak son dönemde İcra Kurulu diye bir kurulun oluşturulduğunu, Can Dündar’ın gazeteye genel yayın yönetmeni olması ile birlikte gazetenin daha “soft” bir yapı kazandığını, siyasi haberlerden ziyade magazin tarzı haberlerin öne çıktığını, yine Can Dündar’ın ekibinde gazeteye gelen İlhan Tanır’ın 13 Temmuz 2016 itibariyle yazılarının sona ermesinin de aynı ekipten olduğunu gösterdiğini, FUAT AVNİ’NİN TWİTTER’DA YAPTIĞI PAYLAŞIMLARIN HABERLEŞTİRİLMESİNİN DE YAZI İŞLERİNİN VERDİĞİ KARAR
DOĞRULTUSUNDA OLDUĞUNU beyan etmiştir.”

Not: Büyük harfler Savcının vurgularıdır.

TGS’DE MUHBİRVARİ İFADE İSTİFASI HABERİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s