‘BASIN özgürlüğünün mezar kazıcısı TGS yöneticisi’

Capture

“TGS basın özgürlüğü için mücadele eder görünürken yöneticilerinden birisi basın özgürlüğünü gömen davada mezar kazıcılığı yaptı.”
Gazeteci ve HDP Milletvekili Ahmet Şık, sosyal medya hesabında Cumhuriyet gazetesiyle ilgili Birgün’de sansürlenen sözlerini paylaştı. Ahmet Şık, Twitter hesabında, “Cumhuriyet komplosuyla ilgili AYM’nin verdiği karar sürpriz değil. Çünkü bir mafyaya biat etmiş bir yargıdan hukuk çıkmaz. Geçen günlerde @BirGun_Gazetesi için söylediğim ve büyük kısmı kesilen demecimi tekrarlayalım. Ve ekleyelim:Haysiyet alçakların erişemeyeceği yüksekliktedir.” şeklinde ileti yazarak altına sansürlenen sözlerinin fotoğrafını paylaştı.
Ahmet Şık’ın Cumhuriyet davasına ilişkin ak, kara koyunları ortaya döken ama sansürlenen sözlerini gazetecilik ahlakı gereği aynen yayınlıyoruz:

TARAFLARDAN BİRİ İKTİDARLA SUÇ ORTAKLIĞI YAPTI

“Cumhuriyet davasında yaşananları ve ortaya çıkan sonucu hukuk normlarıyla değerlendirmeyi abes buluyorum. Çünkü hukuki bir süreçten mümkün değil. Daha önce Gülen Cemaati’ne secde eden yargı, şimdi AKP ve Erdoğan’a secde ediyor. AKP medyasının hedef gösterdiği iktidar muarızlarına karşı tetikçi görevini üstleniyor. Gülen Cemaati’nin yarattığı tehlikeye yıllardır dikkat çekenler, Gülen Cemaati’nin propagandasını yapmakta suçlanıyor. Bu suçlamayı yöneltenlere ve arkasında duranlara mahkeme beyanımda söylediklerimi tekrarlayarak yanıt vereceğim: Cumhuriyet gazetesinde aradığınız örgüt siyasi parti kılığında ülkeyi yönetiyor. Hem Cumhuriyet davası özelinde, hem de genel olarak Türkiye’de basın, düşünce ve ifade özgürlüğü bağlamında suç, yalan, yağma düzenine itirazı olan herkesi ilan etmek. Hakikati dile getiren gazetecileri hapsetmek. Cumhuriyet gazetesi davasının bir kumpas olduğu herkesin ortak görüşü. Ancak dava özelinde şunu söylemek gerekir: Bu davada Cumhuriyet gazetesinin yönetimine şu an çöreklenmiş olanlar başta olmak üzere bazı medya çalışanlarının tutumunu ve suç ortaklığını hatırlamalıyız. Bu davanın özü, gazete içi bir iktidar savaşında taraflardan birinin iktidarla suç ortaklığı yaparak mesleki faaliyetleri yargının konusu haline getirmesiydi. Buna çeşitli siyasi anlamlar yüklemeyi doğru bulmuyorum.”

SARAYA YOLLANAN MEKTUP…

Şık’ın sözleri gazetede o günlerde yaşananlara ilişkin şöyle devam ediyor:
“Bu savaşta taraf olan Alev Coşkun ve Mustafa Balbay yönetiminin üstlendikleri rol ve görevin yanı sıra şu anda gazetenin künyesinde yönetici olarak ismi yazan birçok kişi bu komploda suç ortaklığı oldu. Alev Coşkun’un Saray’a yolladığı mektup Akın Atalay’ın mahkeme beyanlarında kanıtlandı. Buna rağmen Alev Coşkun’la hakaret eden İbrahim Yıldız da bu süreçten sorumludur. Bu davada kimlerin, savcının tanığı olma onursuzluğunu kabul ettiklerini ve söylediklerini de biliyoruz. Şükran Soner’i ayrı tutuyorum, mahkemede verdiği ifadelerden ötürü. Ancak bu alçaklığa mahkemede karşı çıkarken gazete içi yönetimde karşı çıkmamıştır, mahkemedeki tutum ve beyanlarına diyecek bir şeyim yok. Genel yayın yönetmeninden yazı işlerine kadar, bir kısım muhabirler de dahil olmak üzere bu süreçteki rollerini hepimiz biliyoruz. Mahkeme beyanlarını da gazete içindeki tutumlarını da biliyorum. Şu anda yazı işleri müdürlüğü yapan Olcak Büyüktaş Akça, arkadaşlarımızın hapse konulmasının taşlarını döşeyen bir imza metnini henüz gazete çalışanları görmemişken iktidara tetikçilik yapmaktan başka hiçbir özelliği olmayan Fuat Uğur gibi birisine gönderip yayımlanmasını sağladı. TGS’nin o dönemki İstanbul Şube Başkanı olan Ali Açar’ın suçlamalarına dayanarak teşkil eden yalan beyanları dava dosyasında duruyor. TGS basın özgürlüğü için mücadele eder görünürken yöneticilerinden birisi basın özgürlüğünü gömen davada mezar kazıcılığı yaptı. Oda TV davasında yargılanırken Gülen Cemaati ve iktidar medyasının üstlendiği tetikçi rolünü bu davada Cumhuriyet gazetesinin mevcut yönetimi yaptı. O dönem Oda TV davasında karşı çıkanlar buna neden şimdi karşı çıkanlar buna neden şimdi karşı çıkmıyor. Hatta kumpasla hapis yattıktan sonra gazeteden ayrılmak zorunda kalanların boşalttığı görevlere ve köşelere koşturularak giden ve hiçbir şey olmamış gibi davrananları da konuşalım. Bu dava sırasında isimleri geçenler gibi iktidara suç ortaklığı yapanlar varken bir de bu linç ortamında risk üstlenerek arkadaşlarının hakkını savunan gazeteciler vardı. Dışarıdaki Gazeteciler’den BirGün’e, Evrensel’e ve isimlerini sayamadığım internet sitelerine dek risk alanlar vardı. Bu iki gazetecilik anlayışı arasındaki farkı herkes bilmeli.”

SESSİZ KALANLARI DA KONUŞALIM

Şık tüm bu olanlar karşısında kabuğuna çekilenlere ilişkin de, “Her faşist diktatör, Erdoğan iktidarının yaptığını yapar, suç düzenini devam ettirmek için medyayı yok eder. Kendi suç düzenlerinin devam edebilmesi için elbette doğru değil ama bu rasyoneldir. Eğer basın özgürlüğünü tartışacaksak gazetecilerin faşizm ortamında takındığı tutumdan, üstlendikleri pozisyondan, sansürün bu kadar kolay yerleşik içtihat haline gelebiliyor olmasından başlayarak tartışalım. Bu suç düzenine sessiz kalarak ya da ortam koşullarına uyarak ortaklık edenler de bunu muhalif olduğunu iddia ederken yapan gazetecileri de konuşalım.” diyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s