Motokuryelik yaparım ekmeğimi yine de çıkarırımın araştırmacı gazetecilikle sınanması

burak-öz

Kuruda çalışılır, suluda çalışılmaz, paket ise tam bir sömürü ama cep telefonu uygulamalarıyla yapılan taşımacılık hem keyifli hem de bol kazançlı olabiliyor…

Birkaç sene önce mastırını yaptığım gazetecilik alanında iş bulamayınca biraz deli cesareti biraz depresyonun etkisi biraz da Gunter Wallraf özentisiyle 37 yaşında motosiklet ehliyeti alıp kurye olma kararı aldım. Birkaç düşme ve hala ayağımda izini taşıdığım bacağımdaki yanığı saymazsak ufak tefek yaralanmalarla eğitimimi tamamlayıp A2(Motosiklet ehliyetimi) bir ayda(daha önce B sınıfı ehliyetim vardı)  aldım.

20170128_122701

Hemen motosiklet sürmeyi daha iyi öğrenirim diye kurye olarak iş başvurularında bulunmaya başladım.  Ve datada!!!

4 sene lisans, 2 sene yüksek lisans toplamda 6 yıl gazetecilik eğitimi alıp tez yazdığım halde medyada iş bulmazken,  bir ayda aldığım A2 ehliyeti sayesinde 2 günde iş buldum. Getir adlı bir firma İstanbul Etiler’deki ofisine görüşmeye çağırdı. Görüşmeye daha yeni aldığım ve zar zor sürdüğüm Yamaha YBR 125 motorumla ve tam teçhizat korumalarımla saatinden 5-10 dakika geç gittim. Almazlarsa almasınlar diye o kadar rahattım ki sakal traşı bile olmamıştım.

img_20170904_153039.jpg

Fakat takım elbise yerine motorcu montuyla görüşmeye gitmem sandığımın aksine daha memnuniyetle karşılandı. Koruma kıyafetlerini muntazam giyen personellerle çalışmak istiyorlarmış. Hatta kask takmadığı görülen personeli anında işten çıkarıyorlarmış. Görüşmede, “Daha önce kuryelik hiç yapmamışsın, becerebilecek misin?” sorusuna, “Motor kullanıyorum gerisi de ne kadar zor olabilir ki navigasyonla bulurum.” şeklinde özgüven patlamasıyla karşılık verdim. Haliyle daha fazla soru sormadılar, “Biz sizi ararız” diyerek gönderdiler. Ama böyle bir selamlama nazikçe sizi almayacağız demek oluyorken, ne olduysa artı daha öğle olmadan aradılar. Beşiktaş’taki depolarında çalışan ihtiyacı olduğunu ve orada yarı zamanlı işe başlayabileceğimi söylediler. Ben de sonuca şaşırdım ama işe alınmıştım.

Kolayca kurye oldum diye düşünüyordum ki yanılmışım. Ama önce hazır kurye olmuşken, sıcak sıcak yazının sonunda yanıt bulunacak soruya burada cevap vereyim. Evet zor ve tehlikeli bir iş ama yıllarca okul sıralarında dirsek çürütüp diplomasını alıp da zor bela bulduğun işlerin çoğundan daha az çalışıp, daha çok para kazanabilme şansına sahip oluyorsun hem de mobbinge nispeten daha az uğruyorsun. Tabi bu yerine göre değişiyor…

ybr ile yollarda

İLK SİPARİŞTE DUVARA TOSLADIM!

Şimdi kuryelerin yaşam koşullarına ilişkin deneyimlerimi aktaracağım bölüme gelelim.  Genelde kuryelere gazetelerin 3’üncü sayfalarında yer alan sıcak haberlerde rastlarız.  Bu haberler dramatik olayları, en basit biçimde ilgiyi üst seviyede tutacak şekilde herkesin anlayabileceği şekilde oluşturulan ters piramit tekniğiyle yazılır. Biz de öyle yazalım ama merak etmeyin bizimki kanlı değil hatta biraz  neşeli olacak.

Kurye oldum demekle olmuyor. Hadi başlayalım. Başlığımız; Acemi kurye evin duvarına tosladı. Evet işteki ilk günümde, daha teslim edeceğim ilk siparişte şirket motorunu duvara tosladım. Ancak Allahtan üstünde ben yoktum. Yarı zamanlı çalıştığım için saat 16.00’da işe başlamak için depoya gittim. Depocu bana telefon uygulamasını, navigasyonu nasıl kullanacağımı, siparişleri nasıl teslim edeceğimi  anlattıktan sonra montumu, kaskımı verdi. (Kaskta çok sorun yaşadım. Şirketler temiz kask vermiyor. Çoğu kırık oluyor. Bu nedenle kuryeler arasında en çok sorun kıyafet ve kaskların paylaşımı mevzusunda çıkıyor) Bir kaç dakika sonra ilk siparişim verildi.  Boştaki motorun anahtarını alıp yıllar sonra ilk defa scooter sürmekten kaynaklı başta biraz yalpalamayla yola koyuldum. Bir telefona bir önüme baka baka 5 dakikada gideceğim yere 15 dakikada vardım. Ancak  navigasyonu da tam çözemediğimden sokağı bulsam da evin tam adresini bulamadım. Yanlış evin önünde durdum.  Motordan aceleyle inip aval aval binalara bakıp evi ararken, arkadan gelen taksinin korna sesi ve “Kenara al seslenişiyle” irkildim. Motoru bıraktığım yerden kaynaklı geçemiyorlardı. Binmeden motora biraz gaz verip ileri almak istedim. Acemiyiz ya, elimizin da ayarı yok işte. Benim elciği biraz çevirip gaz vermemle motor şahlanıp kaldırımı da aşarak karşıdaki evin duvarına kadar tırmanarak ter düştü.  Gürültü nedeniyle evin 2’nci katında oturan teyze balkona çıktı. “Yıktın duvarı” diye beni azarlamaya başladı.

(Buradaki görseller yaptığım birkaç kazanın örneklerini içeriyor. Bu motoru ben bu hale getirmedi bu arada öyleydi…)

İçimden “Bilmediğin işe girdin. Boku yedin oğlum. Motorun da parasını ödeyemezsin.” diye adeta ağlıyordum. Sonra motorcuları çok sevmeseler de sanırım demin bana korna çalan taksici yardımıma geldi. Motoru kaldırmama yardım edip, kadını, “Teyze ne olacak evin duvarına. Sen gir içeri” diyerek susturdu.  “Bana iyi misin?” diye sorup olumlu karşılık alınca uzaklaştı. Yerden kalkan motorun plakalığının kırılması, koruma demirinin yamulması dışında bir sıkıntısı olmasa da sipariş edilen sandviç ezilmiş durumda yerdeydi.

motokuryelillik

Paketi yırtılmamıştı ama üstünde bariz ayak izi vardı. Alıp biraz düzelttim. Yine de görevi tamamlamak istiyordum. Siparişi veren kişiye telefon edip, aradığım evin benim aradığım gibi sokağın başında değil sonunda olduğunu öğrendim. Dürüstçe düştüğümü söyleyerek, teslim ederken siparişinin ezildiğini ifade ettim.  Anlayışlı bir gençti. Sorun olmayacığını söyledi, hakikaten de beni şikâyet etmedi. Böylelikle ilk siparişimi tamamlamış oldum. Motorun kırık parçası zaten hemen her gün usta ya da acemi motorculardan biri ufak tefek şeyler yaşadığından fark edilmedi. Bunlar genelde motorcular arasında sessiz bir dayanışmayla patrona aksettirilmez, patron da çok büyük bir şey olmadıkça fark etmezdi. Ben de zaten yaptığım bu kazayı ilk defa buraya yazıyorum. İşyerinde başka kimseyle şimdiye kadar paylaşmadım. Sonraki siparişim ise kazasız belasız geçti. Zaten bir iki gün sonra usta kuryelerden biri yoldan geçen güzel bir kıza bakarken çöp kamyonuna arkadan bindirip motosikleti pert etmesi nedeniyle depo sorumlusunun gözü yavaş ve adres bulmakta güçlük çeken benden uzaklaşmaya başladı. Zamanla da hem navigasyonu daha iyi takip ederek öğrenmem hem de biraz daha hızlanmam ile mesaiye kalması istenen çalışanlardan biri olmaya bile başladım. Ama ufak tefek düşmelerim, küçük çaplı kazalarım da olmadı değil. İlk zamanlar, ön frenle acemi dönüşler, Beşiktaş’ın Arnavut kaldırımı yolları nedeniyle birkaç kez düştüm. Bunların hiçbiri son ve motorun kabak tekerleği ile yere dökülen temizlik suyunun birleşimi nedeniyle bir sokaktan dönüşüm sırasıda düşüşüm ve ayak baş parmağımın motorun altında kalışına kadar patrona yansımadı.

1504898489233

Bunda da Allahtan bir yerim kırılmadığından bir iki gün istirahatle durumu toparladım. Tabii bunlarda çalışmaya başladığım şirketin hızdan önce can güvenliği politikasının da büyük etkisi vardı. Hatta şirketin bir defa düzenlediği güvenli sürüş eğitiminde 2 kere düşmeme ve bütün şirketin tüm depolarındaki çalışanlarının diline düşmeme rağmen güvenli sürüş açısından diğer birçok şeyle beraber ön freni asla çok zor durumlar dışında kullanmamayı öğrenmem(Arka frenle ön freni koordineli kullanma becerisi zamanla ustalaştıkça gelişiyor) benim yaralanmamı engelleyen(O iki düşmenin ağrıları yüzünden uykusuz birkaç gün feda olsun) hayatımın en önemli derslerinden biriydi diyebilirim… Her gün gerek çalışma arkadaşlarımdan, (Eğitimciler önermez ama parmakların hem gazın hem frenin her an basabilecek şekilde üstünde olsun) gerek deneyimlerimden, (hava yağmurluysa Arnavut kaldırımlı rampalarda mümkün olduğunca yavaş git) yeni şeyler öğrenerek ortalama bir motosiklet sürücüsü olmaya başladım. Kaza yapma riskim olsa bile bu nispeten yavaş sürüşüm nedeniyle muhtemelen şirkete ve kendime iş kaybına neden olmayacak zararlara neden olacak nitelikte olması nedeniyle seviliyordum. Böylece şirkette 5-6  ay çalışıp artık neredeyse haftanın 6 günü motorun üzerinde günde 10-12 saat kalan tatil günlerinde dahi motor yolculuklarına çıkan biri haline gelince daha kazançlı işler aramaya başladım. Haliyle motosikletli kurye işi mesafe ve dolayısıyla tehlike arttıkça ücreti de o aranda artan bir sektör durumunda bulunuyor. Bir de motorunuz varsa eğer iş bulmak hiç güç olmuyor. Böylelikle Honda Activa, Spacy kullandığım Getir’e gidip gelme dışında fazla kullanma fırsatı bulamadığım YBR’mi de kullanma isteğiyle İstanbul genelinde evrak taşımacılığı yapan firmalara başvurularda bulunmaya başladım. Hemen hepsi görüşmeye davet etti. TEM adlı bir kurye firmasının Mecdiyeköy’deki merkezine gittim. Bana bir çanta, giysiler, telefon verip, geri alamamaktan çok korktuğum boş senetler imzalatarak(İtiraz ettim ama araştırınca bütün kurye firmalarının kıyafet ve verdiği dandik telefonu garantiye almak için bunu yaptığını öğrendim. Aslında işe girene boş senet imzalatmak büyük bir suç olmalı.) işe başladım. Bu firmayla anlaşmam diğer şirket gibi belli bir maaş üzerinden değildi.  Taşıdığım her evrakın ücretinin yarısını onun yarısını benim almam üzerineydi.

IMG_2265

İş görüntüde zor değil gibiydi. Maslak’taki plazalardan evrak alıp bunları, Mecdiyeköy, Taksim, Beşiktaş’taki diğer yerlere taşıyordum. Fakat telefondan sürekli, “Acele et!”, “Verdiysen şura kapanmadan yetiş!”, “Nerede kaldın!”, “Daha hızlı olmalısın!” talimatları nedeniyle bir kez de acele nedeniyle öndeki araçla takip mesafesini ayarlayamayıp aracın ani fireni nedeniyle duramayıp çarpmamak için düşmem sebebiyle dayanamayıp işi bir hafta içinde bıraktım. Zaten imzaladığım boş senetler kafamı kurcalamıştı, bir haftada aldığım 460 TL de zaten emeğimin karşılığını alamayacağım nitelikteydi ve bu parayı daha fazla yükseltmek için acele etmem ise benim büyük bir kaza yapmama neden olabilirdi. Giysilerini, çantasını, telefonunu iade edip senetlerimi alarak ayrıldım. Bu tür firmalarda çalışamayacağımı görünce bu sefer evime uzak olmayan kaliteli müşterilere sahip butik bir aile lokantasında azıcık aşım kaygısız başım kendi yağımda kavrulup giderim düşüncesiyle çalışmaya karar verdim. İş bulmak tahmin ettiğim gibi hiç zor olmadı. Maslak’ta genelde rezidanslara, plazalardaki işyerlerinden sipariş alan bir aile lokantasına girdim. İşveren kardeşler, çalışanlar herkes başta şirin ve iyilerdi. Daha önce benzeri işte çalışmadığımı öğrenmeleri post cihazını kullanmakta başta zorluk çekmemle öğrenilse de önemsenmedi. Başlarda ayran, çorba konusunda tereddütlerim olsa da bunlar da da herhangi bir şikayet olup başım ağarmadı fakat sıcak yemek olmasından kaynaklı “ACELE ET!” baskısı TEM’yi aratır düzeydeydi. Üstelik yerleri bulmakta sıkıntı yaşamasam, bence gayet hızlı gidip gelsem bile sürekli yavaş olduğum hızlı olmam gerektiği söyleniyordu. Ama bu da bir taktikti çünkü öte yandan günlük ücret alsam bile ertesi gün tekrar tekrar gelmem hatta bir yandan da aylıkla çalışan devamlı eleman olmam isteniyordu. Fakat Maslak hattı gibi yoğun bir yerde sürekli “Acele et!” baskısıyla çalıştırılmanın eninde sonunda benim bir kazaya karışmama neden olacağını düşündüğümden görüntüde şirin içinde ise tam bir sömürü hakim bu işletmeden de ayrılmakta tereddüt etmedim. Sonunda tekrar dönüp dolaşıp, başvurduğum medya şirketlerinden de dönüş olmayınca başta çalıştığım Getir’le yetinme karar vermişken ağabeyimin önerisiyle Scooty adlı şirketle tanıştım.

20170203_160155

Scooty en basitiyle Uber’in motosiklet versiyonu… Tıpkı onun gibi kendini teknoloji şirketi olarak tanımlıyor. Daha geniş açıklamak gerekirse artık  ulaştırmada başlayarak yayılan ama şimdilik siyasi iktidarın engellemesiyle nispeten lojistiğe kayan sektörde belli bir yeri, sabit çalışanları(güvenceli diyemem Türkiye burası çalışma şartları malum ve damat daha da kötüleştirecek paketi açtı bile) olan geleneksel kapitalist şirketlerin yerini paylaşım ekonomisi adı altında, bireylerin sahip oldukları taşıtları paylaşma fikri ile yola çıkan telefon uygulaması sayesinde bunlarla iletişim kuran aynı zamanda bu ölçekte bir şirket için çok az sayıda maaşlı/güvenceli çalışana sahip şirketler alıyor.

motorizeler

Scooty, müşterileri müşterilerle buluşturan bir akıllı telefon uygulaması. Scooty ile insanlar İstanbul ve İzmir’de gidecekleri yere ulaşmak için ya da bir şeyi göndermek için ekonomik ya da konforlu bir motosiklet bulabiliyor fiyatı ve güzergâhı uygulama üzerinden belirleyebiliyorlar. Kullanıcılar yolculuk sonunda ister uygulama üzerinden kredi kartıyla isterse nakit ödeme yapabiliyor. Kilometre yine uygulama üzerinden güzergaha göre ölçülüyor. Scooty hizmet kalitesini tamamen müşteri geribildirimleri üzerinden sağlıyor. Müşteri aldığı hizmeti değerlendiriyor ve düşük puan alan, müşteri tarafından şikayet edilenler uyarılıyor daha sonra çıkarılıyor. Gerçekten bu sistemlerini çok iyi uyguluyorlar. Scooty’i devamlı kullanıyordum. Tam bana göreydi. Acelesi çok olana doğrudan ben hızlı sürmüyorum karşılığını veriyordum.

IMG_1099

Üstelik yeni insanlarla tanışmak hikâyelerini dinlemek de oldukça keyifli oluyordu. İstediğim zaman uygulamayı açıyor istediğim zaman çalışıyor, ne uykumdan ne keyfimden feragat ediyor olsam da asgari ücretin 3 katı para kazanıyordum. Bundan kaynaklı olacak birçok insan bu sektöre kaydı. Aralarında kuryesinden, tamircisine, eğitimcisinden, öğrencisine, gazetecisinden, veterinerine kadar birçok insan var. Bir kısmıyla tanıştım biliyorum. Üstelik Scooty merkezi de çalışan ve müşterisi arttıkça denetimlerini artırdı. Müşteri kask takmadı diye, hakkımda şikâyet oldu diye benim de sistemimi kapattılar. Bir şikâyetten dolayı hakimiyet eğitimi alana kadar sistemimi kapattıklarını söylemeleri çok gururuma dokunmuştu. Tam güzel bir iş bulmuşken kaybetmiştim. Çok da üzülmüş ve hayal kırıklığına uğramıştım. Aylardır insan taşıyordum binin üstünde yolculuk yapmış bunlardan sadece 2’sinde ufak kaza atlatmıştım. Birinde daha ilk yolcuğumdu. Zaten benim nazar boncuğum mudur nedir bilmem motosikletle ne zaman bir işe başlasam ilk gün mutlaka bir hadise atlatıyorum. Kadın yolcumla yokuştan inerken yerdeki kaygan bir cisim nedeniyle altımızdaki motor kaymış ama ikimizde herhangi bir yara almamıştık. Diğerinde ise sabah saatlerinde inşaattan akan su ve dökülen dutlar yolun kayganlaşması sebep olmuş,  yavaş gitmem kötü bir durumu engellese de kaymıştık, bunda da yalnız benim pantolonum yırtılmış, üstüme düşen yolcu arkadaşa herhangi bir şey olmamıştı. Yalnız o kadın yolcu gibi anlayışlı değildi ve bana çok kötü bir puan vermişti. Ne diyebilirim yolun durumunu daha önceden fark edip oradan geçmeye bilirdim, haklıydı.

motorile

Uygulamaya sürücü olarak erişimim kapandıktan sonra Yamaha’nın hakimiyet eğitimine gittim. Bir gün boyunca iki eğitimci tarafından 6 kişiden oluşan biz öğrenci grubuna hep teorik, hem MT25’lerle eğitim yaptırdılar. Çok yararını gördüğümü söyleye bilirim. Herkese de ehliyet aldıktan sonra mutlaka bu tür kurslara gitmelerini daha sağlıklı bir yaşam için tavsiye ederim. Motosiklet sürücüsünün trafikte en güvenli noktaların nereleri olacağını pratik olarak görüp, manevra ve fren eğitimleri alması hayati derecede önemli durumlar.

yamaha egitim

Her ne kadar Scooty merkezine beni böylesine yararlı bir eğitimi almam için yönlendirdiği için müteşekkir olsam da bir süre ara vermeye karar verdim. Taximono adlı Scooty’nin muadili bir şirkete başvurdum. Onun testinden başarıyla geçtim. Ayrıca Kap Getir adlı şimdi Glova oldu, insanların market motosikletliler olarak yerine yaptığımız başka bir teknoloji şirketine kayıt oldu. Fakat bir iki hafta denediğim bu şirketlerin her ikisinden de beklediğim kazancı elde edemedim.

motorsiklett

Ancak şunu söyleyebilirim ki,  paylaşım kapitalizmiyle türeyen geleceğin şirketlerinin nüvesi olan bu şirketler, geleneksel köhne kapitalizmin türettiği denetim kurumları olması gereken Şoförler Odası’ndan daha çok çalışanların ve yolcularını güvenliğini önemsiyor. En küçük şikâyette çalışanlarını kendi testleriyle yetinmeyip eğitim kurumlarına sertifika almaya yönlendiriyor. Üstelik bunda Turring gibi teorik eğitim veren kurumlarla yetinmeyip pratik eğitimi de şart koşuyor. Alkol, sarkıntılık gibi olaylara kesinlikle tahammülü yok anında o kişi sistemin dışında kalıyor.  Gelecek hem emekçilerin daha fazla kazanç elde ettiği, önerilerinin kabul edildiği, hem müşterilerin daha kaliteli, güvenli hizmeti alabildiği, denetleyebildiği bu tür şirketlerde…

motorrr

Son birkaç söz de kuryeler üzerine sosyolojik gözlemlerim üzerine söyleyeyim:

Genelde 20-30 yaş civarında oluyorlar. Daha büyük yaştakiler kapıcılık, güvenlik, garsonluk gibi başka işleri de olup ek iş olarak yapanlar oluyor. Hepsi teknoloji aşığı… Son telefon, motosiklet modellerini ezbere biliyorlar. En çok yeni çıkan telefon modellerinden ve motosikletlerden söz etmeyi seviyorlar. Öyle futbolla, iki üç topçunun adını bilmekle onların muhabbetine katılamazsınız yani…. Genelde muhafazakâr yapıya sahipler. İsmailağa, Menzil gibi tarikatların hocalarına körü körüne inanan “Ya bunlara inanlar varmış” diye hayretle dilimi ısırarak dinlediğim yobazlarla ilk defa motosikletli kuryelik yaparken üstelik Beşiktaş gibi genelde seküler insanların yaşadığı bir muhitte tanıştım. Yani her kapınızı açtığınız adama ya da motosikletine bindiğiniz adama güvenmeyin burası Türkiye ve taksicilerden son tahlilde bir farkları yok. Tıpkı döner kesen ya da pilav dolduran adamların farkları olmadığı gibi… Diğer yandan motosikletli kuryelerin çoğu kolay yoldan çok para kazanma sevdasında oluyor.  Çiftlik Bank’a yapma etme dememe rağmen para kaptıranlarla da tanıştım. Baktım dille olmuyor, şirketin foyası ortaya çıkması için bu blokta zamanında çok da haber yapmıştım. Diğer yandan kuryelik görünürde bir iş olmasına karşın kaçak işçilik bu sektörde fazlasıyla yoğun görülüyor. Özellikle küçük ve orta boy işletmeler Türkmenlere, Suriyelileri, sigortasız, düşük ücretlerle yoğun çalıştırıyor. Yol bilmeyen, dil bilmeyen zavallı göçmenlerin karıştığı ve hastanede öylece bırakıldıkları kazalara sık sık rastlanıyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s