Türkan Albayrak, Paşabahçe Direnişini nasıl kazandığını anlattı: Direnişçilere el kitabı!

turkanalbayrak

Temizlik işçisi Türkan Albayrak’ın Paşabahçe Devlet Hastanesi direnişini anlatan günlüklerinden oluşan kitabı yayımlandı.  “Direndiğin kadar güçlüsün Paşabahçe Direniş Günlükleri” adıyla yayımlanan kitapta hakikaten kazanımla sonuçlanan bir işçi direnişi deneyimine, üstelik birinci öznenin gözünden şahit olacaksınız. Bundan dolayı kitap aynı zamanda işçi direnişleri açısından bir kaynak eser niteliği taşıyor. Direnme yolunu seçen işçilerin el kitabı olması muhtemel bu kitapta  Türkan Albayrak, son 7 günü açlık grevi olmakla birlikte 118 gün süren direnişte yaşananları, deneyimleri, değişen duygu durumunun  sayfalara döküyor.

Kitapta direnişin ilk gününün nasıl hayatın sıradan sahiciliği içinde şekillendiği,  “Bugün işten alışımın ilk günü. Öğlen 12.30’da bana destek olan ve sürekli işten atılmakla tehdit edilen arkadaşlarımızla basın açıklaması yaptık. İşten atıldığımı, hastane bahçesinde direnişe başlayacağımı duyurdum. Önce ağacın altına bir bank çekip dövizlerimi alıp oturdum. Gelen giden var içim kıpır kıpır çok heyecanlıyım. Hastane doktorlarından Bora bana ‘Arabada çadır var kurmak ister misin?’dedi. Biraz düşünüp kabul ettim. Hiç aklıma nerede yatacağım gelmemişti. Çadır çok iyi olacaktı. Çadırı kurduk. Polis geldi benin hastanenin içinde bulunan polis merkezine çağırdı ve çaktırmadan sorguladı. Nöbetçi olan doktordan karar çıkarmaya çalıştılar, çadırı kaldırmak için. Doktor izin vermedi. Polis çekilmek zorunda kaldı. O gece hiç uyumadım sabaha kadar oturdum.” şeklinde özetleniyor.

Böylece kurulan çadırının ilk ziyaretçilerinin eşiyle oğlu olduğunu aktaran Türkan Albayrak, “Oğlum geldi bugün kadife pantolonumu istemiştim. Onu getirmiş. Yine başımın etini yedi. ‘Okul açılacak. Kıyafetimi kim ütüleyecek? Ben sensiz nasıl ders çalışacağım?’ Git başhekime sor bana ne soruyorsun? ‘Evde şeker yok anne, pantolonlarım kısaldı, gömleklerim küçüldü, arkadaşlarım annelerine benim için çorba yaptırıyor.’ Çok dertli oğlum çok.” diye kadının aile ve iş içindeki zorlu statüsünü belirtiyor.

Türkan Albayrak kitabının kronolojik sıra içinde ilerleyen sayfalarında zaman zaman kendi kendine düştüğü çelişkileri şu şekilde naiflikle ifade ediyor:

“Hava  serin. Hatta benim üşüyebileceğim kadar serin. Çorap ve ayakkabı giydim. Oğlumun ayakkabıları. Büyüyünce bana kalan spor ayakkabısı. Markası Adidas. Bu kadar emperyalizme karşıyken ayyakabının markasına bak demeyin, sağlam. Oğlu 12 yaşındayken eskitemediyse bu ayakkabıları, epey sağlamdır.”

Eylem zamanı en temel ihtiyaçların bile sorun olduğunu belirten Türkan Albayrak bunlardan da, “Öğlene doğru eşim geldi. Arkadaşlar da geldiler. Çadırın etrafı kalabalıklaşınca banyo yapmaya gittim. Banyo yapmak bile merasim benim için. Banyo için bir kilometre yürüyorum. Nihayet banyoya ulaşıyorum. Tuvalette öyle bir sorun yok ama banyoya epey bir adım var.” ve “Akşam oldu artık. Hava bozuk. Yağmur yağabilir. Yağmur yağması korkutuyor beni. Islanınca evi gidip kurulanamıyorsun. Yağmurun altında tüm ihtiyaçlarını gideriyorsun. Tuvalete giderken, şemsiyeyle gitmek nasıl bir şey sen bilemezsin Başhekim.” biçiminde bahsediyor.

Paşabahçe halkı, gençlerle birlikte en büyük destekçilerinin yine işçiler olduğunu söyleyen Türkan Albayrak kitapta şunları da yazıyor:

“Gece uyuyamadım Tersane Direnişçisi Zeynel ile oturdum. Gece 2’ye kadar sohbet ettik.”

“Doktor Bora İnce ve Ümit Akgün nöbetçiydi. Gün boyu fırsat buldukça yanıma uğradılar. Doktor Bora’nın eşi Sehir ve kızı Su da geldi.”

“Sabah inşaatın(direniş sırasında hastanenin bir bölümünde inşaat vardı) ustalarından Salih bey ev böreği getirdi. Çok güzeldi, hafif börekti. Boğazıma ne kadar da düşkünüm günlüğüm neredeyse yemekle dolu.”

“Üç ay önce hiç tanımazken insanlar beni bugün, fırtınayı, yağmuru nasıl geçirdiğimi soruyorlar. Özellikle Paşabahçe halkından çadırıma gelerek ‘ne yaptın, nasılsın, dün yağmurda seni düşündüm, ne yapıyor bu kadın’ diyenler oldu.”

Ayrıca dostların arasında ve geniş kamuoyu desteği yakalasa da eylem alanında sürekli tedirgin olduğunu bazen sayfalarına, “Direnişin 41. günü. Sakin bugünler artık. Sakin yazıyorum. 05.20’den sonra sabaha polis ve zabıtayla günaydın demiyorsam sakindir” yansıyor.

Dostların arasında demişken Türkan Albayrak, ataması yapılmayan öğretmenlerden, futbol klubü taraftarlarına kadar farklı kesimlerden direniş çadırına oldukça renkli ziyaretçiler geldiğini şöyle notlarla yazıyor:

“Bugünlerde çok sık misafirim var. Gün uzadıkça gelenler artıyor. İlk defa bir arkeolog ziyaretçim vardı. O da işsizdi. Uzun zamandır gelmek istiyormuş. Nasıl giderim diye tereddüt ediyormuş. Arkeolojiden konuştuk, insanlığın gelişimini konuştuk. İstanbul metrosu sırasındaki arkeoloji çalışmalarına katılmış.”

“Söz verdiği gibi geldi Mehmet Bekaroğlu(O dönem milletvekili değildi. Psikiyatri Doktorluğu yapıyordu) Duyarlılığı anlamlı benim için.”

“Sonbahar geliyor yavaş yavaş ilk ziyaretçim yeni tayini çıkmış bir matematik öğretmeniydi. Sultanbeyli’den Beykoz’a gelmiş. Kendi istemiş tayinini. Oraların gericiliğinden kaçmış burası çok ilerici gibi. Erzurumlu, biraz memleketinden biraz ülkemizden olması gerekenlerden konuştuk. Sabah yedide gelmesi ilginçti.”

“Pazar banyonun dönüşünde beni bekleyen bir misafirim vardı. Nurçehre Elver, fotoğrafçı, bana kendi elleriyle börek ve kek yapıp getirmiş.”

“Hava-İş üyesi kaptan pilot ve eşi geldi. Sendikacıları eleştirdik. Sendikalı nasıl olmalı diye konuştuk.”

“Akşam nöbete oğlumun ilköğretimde bilgisayar öğretmeni Sinan geldi. Oğlumun öğretmeni olduğu dönemde oğlum sürekli bahsederdi. Sinan öğretmen bize diğer öğretmenler gibi davranmıyor bizi dinliyor…”

“Ankara’dan arayan Alem FM dinleyicisi, ‘Termosun kırılmış termos gönderiyorum’ dedi.”

Kitabında eylemine gençlerin getirdiği farklı motivasyondan ve yöntemlerden de bahseden Türkan Albayrak, “Gençler erken uyandırdı bu sabah beni. Direnişi anlatan bildirileri dağıtmaya iskeleye gidiyorlarmış. Paşabahçe’den sabahları iki vapur seferi vardır. Sabah 7.00’de emekçileri taşır. 150 bildiri dağıtmışlar yetmemiş. Bugün Paşabahçe’nin pazarı vardı. Paşabahçe Meydanı pazar girişine imza masası açıldı.” diyor.

Eski direnişlerden yeni direnişlere sözlü bilgi aktarımını Türkan Albayrak, “Emine Arslan geldi. Tüm doğallıyla karşımda bir işçi, tanıyamadım. O tanıttı kendini. Utandım, nasıl tanımam diye. Anlatıyor yaşadıklarını, direnen sanki Avrupalara gidip konuşmalar yapan, panellerde konuşan o değil. O kadar doğal ki… ‘Devlet bizim değil zenginlerin devleti’ diyor.” diye kitabına taşıyor.

Eylemcinin hava koşullarına karşı da mücadele etmek zorunda kaldığını kaydeden Türkan Albayrak kitabına bunu “Yağmur bugün de hiç durmadı. Yağmurun altında arkadaşlar çadıra bir oda daha yaptılar. Sırılsıklam oldular. Hasta olmazlar umarım. Ne kadar ek yapsak sığmıyoruz. Bütün park bizim olsa yine yetmez.” diye not düşüyor.

Bir annenin her zaman her koşulda anne olduğunu da sık sık kitabında hissettiren Türkan Albayrak buna, “Bu sabah bir fazla uyudum. Öyle sıcaktı ki akşam uyumakta zorlandım. Emekli Sen üyeleriyle sabahlamıştım. Hazır onlar buradayken, çadırımı onlara emanet edip banyo yapmaya gittim. Geldiğimde eşim, oğlum gelmişti. Oğlumu her görüşte ne kadar özlediğimi anlıyorum.” şeklinde spontene yalınlıkta değiniyor.

Bunların dışında direnişe aydınların desteğinin önemine de dikkat çeken Türkan Albayrak, Bilgesu Erenus’un getirdiği pikeye sarılmasından,  Ece Temelkuran’ın hakkındaki yazılarından nasıl mutlu olduğundan, bütün gün beklediği Cezmi Ersöz’ün direniş çadırının yerini bulamayıp uğramadan gidişinin hayal kırıklığından, bir sabah uyandığında karşısında Mehmet Ali Alabora’yı görüşünün şaşkınlığından da kitabında söz eden Türkan Albayrak, Selanik Belediye Çalışanları Sendikası ve Girit Irakleio Mahkeme Çalışanları Sendikası’ndan dayanışma mesajları aldığını aktarıyor. Direniş çadırına her gün cezaevlerinden, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden mektuplar geldiğini, telefonuna zaman zaman tehditler gelse de Katar’a varana kadar destek mesajları geldiğini yazıyor. Sırrı Süreyya Önder, Cüney Özdemir, Yasemin Göksu, Pınar Aydınlar, Nejat Yavaşoğulları gibi birçok sanatçıdan, gazeteci ve aydından destek almasından söz ediyor.

Türkan Albayrak Paşabahçe Devlet Hastanesi’nin bahçesinde  2010 yılında kazanımla sonuçlanan direnişle Sarıyer Sağlık Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Bu işte 8 yılı aşkın çalıştı. Fakat iktidar kin tutmuştu. 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin KHK’lerle yönetildiği dönemde, bir KHK’deki uydurma gerekçeyle işten çıkarıldı. Şimdi o yine direnişte. “Çürüyeceğime direnirim” diyor. 3 Eylül(bugün) direnişinin birinci yılında Sarıyer Kaymakamlığı önünde olacak. Daha sonra da, kazanana kadar alanda olmaya, kanser hastası eşi için hastanede olmadığı zamanlarda devam edecek.  Kitabını bizzat ondan alabilirsiniz. İstanbul Sarıyer’deki direniş alanından ya da İstanbul Ankara ve Düzce’deki Direnişler Meclisi katılımcılarının aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s